Bir Bibliyofilin Kaleminden Öyküler; Ece Ataer, 28,5 Harfli Bibliyofil

Kimileri boş zamanlarını değerlendirmek için okur, -ki bunlar uzun otobüs yolculuklarının ve tatil beldelerinde şezlongda uzanırken geçen zamanların ötesine geçmez, kimileri havalı! olduğunu düşündüğü için…  Kimileri sadece okur gibi yapar, kimileri de hiç okumaz, kitap gördüğünde şeytan görmüşe döner… Ama kimileri vardır ki okumak tutkudur onlar için, hayatlarının olmazsa olmaz bir parçasıdır. Yemek gibi, su gibi temel ihtiyaçtır. Açlıktan kıvranırken beyinleri, okuyamadıkları her gün kayıptır. Kitaplar kutsaldır onlar için. Dokunmayı severler, koklamayı, evlerinde kütüphaneler yaratmayı ve saatlerce onları seyretmeyi… Okurken yaşarlar, okurken farklı diyarlara yol alır, yeni şehirler gezer, bambaşka karakterlere bürünürler. Okumak bilgilenmek, okumak gelişmek, okumak keşfetmek, okumak arınmak, okumak hissetmektir onlar için…

Librum Kitap etiketiyle raflarda yerini alan “28,5 Harfli Bibliyofil”, tam da böyle bir okuma sevdalısının kaleme aldığı, içinde okuma tutkusuyla harmanlanmış öyküleri barındıran sıcacık bir kitap. Kendini bir öyküsünde “Çocuğum, genç kızım, kraliçeyim, Amazonum, sevgiliyim, anneyim, nineyim, büyücüyüm, hekimim ve ‘siz’im, kendi halinde yaşsız bir kadınım!” diyerek tanımlayan Ece Ataer’in yaşanmışlıklarını, hayallerini, umutlarını, isyanlarını barındıran on bir öyküden oluşan ve okuma aşkıyla yanıp tutuşanların hislerine tercüman olan kitap aynı zamanda yepyeni kitapların da kapılarını aralıyor. Kitapların yanı sıra, resimlerin, filmlerin, müziklerin eşliğinde akıp giden öykülerde, Van’ın karlı yollarından, Ege’nin sıcak kasabalarına, çocukluğumuzun rengarenk panayırlarından korkutucu masal kahramanlarına uzanan içten bir anlatımla okuyanı kucaklıyor. Kah kaşları çattırıyor, kah bir tebessüm konduruyor dudaklara. Bir yandan burkanken insan yüreğini, diğer yandan umudu aşılıyor…

Ece Ataer’i Şişli’de ve Bahçeşehir’de halen devam eden kitap okuma atölyesi çalışmalarında geçtiğimiz yıl tanıdım. Atölyesindeki sunumlarında da kitap sevgisi yüzüne vuran, yazarlara ve kitaplara dair anlatımlarında gözlerinin içi parıldayan, okumanın hayatının bir parçası olduğunu konuşmasa da hissettiren bir yapıya sahip olan Ece Ataer’in ilk kitabı, kendi deyimiyle “ilk çocuğu” olan “28,5 Harfli Bibliyofil”i de çıkar çıkmaz hiç düşünmeden aldım.  “Yazmasam olmazdı!” diyor bir öyküsünün başında Ece Ataer. Yüz yüze geldiğinizde bakışlarından okuma aşkı taşan birinin aşkını kelimelere döküşünü, kitaplara tutkun biri olarak “okumasam olmazdı” diyorum ben de. Okumak duygulara dokunmaktır benim için. Dokunmasam tüm tutkular boşlukta kalacaktı.

Okumak her daim hayatımın bir parçasıydı, okuyacak kitap bulamadığım için açlıkla kıvrandığım zamanlarım da çok oldu. Kağıt ve kaleme ise çok nadir anlarda, içimde kabaran duygular dışarı çıkmak istediğinde sarıldım. Benim kelimelerim kendi deyimimle döküntülerimdi sadece. Yüzlerce kitap okudum içinde klasikleri, şiirleri, öyküleri barındıran… Ancak şimdiye kadar okurken, bana “neden yazamıyorsun” dedirten ve yazmak istememe neden olan kitap sayısı çok azdır. Bunlardan biri London’un kendi hayatından kesitler barındıran kitabı “Martin Eden”dir. Bir diğeri Emin Özdemir’in kendinde iz bırakanları anlattığı “O İyi Kitaplar Olmasaydı” kitabıdır. Şimdi bunlara Ece Ataer’in “28,5 Harfli Bibliyofil”i de eklendi. Anılarımı, hayallerimi, yaşadıklarımı, yaşamadıklarımı ben de bu kadar içten ve sıcak anlatabilseydim, okumak o zaman daha da bir anlam kazanırdı hayatımda… Belki bir gün ben de kendi kelimelerimle sihirli kuleler yapabilirim ak kağıtların üzerlerine. Kimbilir…

Bu yazıya başlarken kitabın içindeki öykülerden bahsetmekti niyetim, hatta daha iyi özümseyebilmek için kitabı iki kere okudum ancak sonrasında vazgeçtim. Çünkü benim anlatımımla eksik kalacaktı tüm öyküler. Bu yüzden diyebileceğim tek şey, okuyun, yaşayın, hissedin…

İçten anlatımlar, su gibi akıp giden kelimeler, hayat kokan kitaplarla dolsun günleriniz.

 

Buket Özsanat
19 Kasım 2017 Pazar
0 Yorum

Facebook Yorumları

Site İçi Arama
Anket Tümü
Kitap okumanıza en çok engel olan şey nedir?