Demir Ökçe - Kitap Alıntıları

Ölümün çılgın girdabını ve giderek yaklaşan afeti düşünmekten kendimi alamıyorum bir türlü. Kulaklarım işkence görenlerin çığlıklarıyla çınlıyor. Geçmişte olduğu gibi şimdi de, körpe, güzel insan etinin yaralanıp ezilişini, ruhların gururlu gövdelerden vahşice çekilip koparıldığını ve sonra da, Tanrı'nın karşısına fırlatılıp atıldığını görebiliyorum. Biz zavallı insanlar, kendi sonlarımıza işte böyle ulaşıyor, dünyaya sonsuz barışı ve mutluluğu, katliamla ve yok ederek getirmeye çabalıyoruz.


Sizler metafizikçisiniz. Metafiziği kullanarak her şeyi kanıtlayabilirsiniz. Bu böyle olunca, her metafizikçi başka metafizikçilerin düşüncelerinin yanlış olduğunu kanıtlayabilir, huzur içinde bağdaş kurup oturabilir. Sizler düşünce dünyasının anarşistlerisiniz. Ve sizler dünyaya çılgınca yön veriyorsunuz. Her biriniz kendi yarattığınız dünyada, kendi hayal ve isteklerinizin yarattığı bir dünyada yaşıyor, içinde yaşadığınız gerçek dünyayı bilmiyorsunuz. Sizin düşüncenizin gerçek dünyadaki yeri, zihinsel sapıklıktan başka bir şey değil. 
(..)
Metafizikçi, kalkış noktası olarak kendi öznelliğini temel alıp tümdengelim yoluyla akıl yürütür. Bilim adamı ise deneylerin sonuçlarını kendine temel alarak, tümevarım yoluyla akıl yürütür. Metafizikçi kuramdan gerçeklere ulaşır, bilim adamı gerçeklerden kurama ulaşır. Metafizikçi evreni kendine göre açıklar, bilim adamı evrene göre kendini açıklar.


Biz zavallı insanlar, kendi sonlarımıza işte böyle ulaşıyor, dünyaya sonsuz barışı ve mutluluğu, katliamla ve yok ederek getirmeye çabalıyoruz.


"Metafizikçi, kalkış noktası olarak kendi öznelliğini temel alıp tümdengelim yoluyla akıl yürütür. Bilim adamı ise deneylerin sonuçlarını kendine temel alarak, tümevarım yoluyla akıl yürütür. Metafizikçi kuramdan gerçeklere ulaşır, bilim adamı gerçeklerden kurama ulaşır. Metafizikçi evreni kendine göre açıklar, bilim adamı evrene göre kendini açıklar."


Onlar, şu insanlık için havada hayaller yaratmaktan, kendi gölgelerini Tanrı sanmaktan başka ne yapmışlardır? İnsanları güldürüp eğlendirme konusunda epey katkıları olmuştur, kabul ediyorum, ama insanlık için yararlı sayılabilecek ne yapmışlardır? Yüreğin, duyguların merkezi olduğuna dair felsefe yaparlarken, bu sözcüğü yanlış kullandıysam beni hoş görün, bilim adamları yüreğin kan dolaşımının merkezi olduğunu keşfetmişlerdi. Onlar açlık ve vebayı Tanrı'nın afetleri olarak ilan ederken, bilim adamları tahıl ambarlan kuruyor ve şehirlerde lağım kanalları açıyorlardı. Onlar kafalarında, keyiflerine göre Tanrılar yaratırken, bilim adamları yollar ve köprüler yapıyorlardı. Onlar dünyayı evrenin merkezi olarak tanımlıyorlardı, öte yandan bilim adamları Amerika'yı keşfediyor, yıldızlan ve bu yıldızlan yöneten yasaları bulabilmek için uzay araştırmaları yapıyorlardı. Kısacası, metafizikçiler insanlık için hiçbir şey, kesinlikle hiçbir şey yapmamışlar, bilimin ilerleyişi karşısında, adım adım geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Bilimsel açıdan kanıtlanan olaylar, onların öznel açıklamalarını yıkar yıkmaz, bu kanıtlanmış olayların tanımını da içine alan ve daha geniş bir alana yayılan, yeni öznel açıklamalar yumurtlamaya başlamışlardır. İşte, yüzyıllar da geçse bütün bu işleri sürdürmekten hiç vazgeçmeyeceklerini düşünüyorum. Baylar, bir metafizikçi sihirbaz bir büyücüdür. Sizin, balina yağı ile beslediği kürkten bir tanrı yapan Eskimo'yla aranızdaki fark, yalnızca aynı düşünceye birkaç bin yıl arayla sahip olmaktan ibarettir. Bu kadar."


Bir insan profesyonel duygulan için kişisel duygularını bir kenara bıraktığında, bu, insanın ruhunda bir sakatlık doğurmaz mı?


John Stuart Mill "Özgürlük Üzerine" denemesinde şöyle yazmıştı: "Yükselen bir sınıfın olduğu her yerde, ahlak kavramının büyük kısmı sınıf çıkarlarından ve sınıfın üstünlük duygularından doğar."


O günlerde oturma odalarını ufak tefek süs eşyaları ve biblolarla doldurmak bir âdetti. İnsanlar, yaşamanın sadeliğini daha keşfetmemişlerdi. Böyle odalar temizlenmesi için sonsuz emeğin gerektiği müzelere benziyordu. Toz tanrısı evlerin efendisiydi. Toz tutan sonsuz sayıda eşya ve tozdan kurtulmak için yalnızca birkaç gereç vardı.


O dönemin insanları deyimlerin esiriydi. Köleliklerinin alçaklığını, bizim akıl ve havsalamız almaz. Sözcüklerde hokkabazların yaptıklarından daha fazla büyü vardı. Kafaları o kadar şaşkın ve karmaşıktı ki tek bir sözcüğün söylenmesi bile, bir yaşam boyu süren ciddi araştırmaları ve bunun sonucunda ulaşılan düşünceleri genel bir şekilde olumsuzlayabilirdi. Bu sözlerden biri de 'Ütopik' sözcüğüydü. Bu sözcüğün sadece söylenmesi bile, ne kadar insani ele alınırsa alınsın, ekonomik ıslahı ve yenilemeyi savunan herhangi bir tasarıyı lanetlemeye yeterdi.


Patentli ilaçlar patentli yalanlardı, ama ortaçağın muska ve büyüleri gibi insanları aldattı. Bu ilaçların muska ve büyülerden tek farkı, daha zararlı ve daha pahalı olmasıdır. 


Emekçiler ordusunun önderlerini satın alma yöntemi, sınıf mücadelesi kadar eski bir numaradır. Zavallı ihanete uğramış emek! Eski işçi liderlerinin benzer yollarla nasıl satın alındıklarını bir buseydin. Bütün ordusuyla savaşmak yerine, bir generali satın almak ucuza, çok ucuza mal olur.


Söylediklerinin tek bir sözcüğü bile gazetelerde yayımlanmayacaktır. Editörleri unutuyorsun. Onlar, uyguladıkları politikaya göre maaş alıyorlar. Uyguladıkları politika ise, kurulu düzene karşı hiçbir şey yazmamak. Piskopos'un konuşması, kurulu ahlak düzenine yapılmış bir saldırıydı. Daha fazla konuşmasını engellemek için apar topar kürsüden indirildi. Birleşik Devletler basını mı? Kapitalist sınıftan geçinen asalak bir hayvan. Görevi, kamuoyuna yön vererek egemen sınıflara hizmet etmektir ve bu işi de olağanüstü bir başarıyla gerçekleştirir.


Bu kargaşanın ortasında, olağanüstü güven ve huzuruyla oligarşi denilen canavar bütün korkunçluğuyla ölüm saçarak boy atıyordu. Demir eli ve demir ökçesiyle, bu kaynaşan milyonlarca yaratığın üstüne basıyor, bu kargaşadan bir düzen yaratıyor ve her bir kaostan, kendi temelini ve yapısını daha da sağlamlaştırarak çıkıyordu.


Kamu çıkarlarına ilişkin sorunlar, önce geleneksel törenlere uyularak uzun uzun tartışılıyor, sonra hasıraltı ediliyordu. Yapılan tek iş, oligarşinin buyruklarına anayasal kılıflar bulmaktı.


Bu yasa tasarısına olumlu oy vermeyeceğinizi biliyorum," diye devam etti Emest. "Çünkü efendilerinizden bu yönde bir buyruk aldınız. Ve yine de bana 'anarşist' diyorsunuz. Halkın hükümetini yok eden sizler, kan kırmızı uşak üniformanızı, utancınızı bile saklamaya gerek görmeyen sizler, bana 'anarşist' diyorsunuz. Cehennem ateşine inanmıyorum, ama böyle anlarda inanmadığım için pişmanlık duyuyorum. Hayır, böyle anlarda neredeyse inanacağım geliyor. Mutlaka bir cehennem olmalı, çünkü sizin işlediğiniz cinayetleri cezalandırmak için daha uygun bir yer düşünemiyorum. Siz var olduğunuz sürece, evrende bir cehenneme mutlaka ihtiyaç vardır.

Kitap yorumu için tıklayınız

14 Ağustos 2016 Pazar
1374 Görüntülenme

Facebook Yorumları

Site İçi Arama
Anket Tümü
Kitap okumanıza en çok engel olan şey nedir?