"kitaplarda kaybolup, kitaplarla varolmak"
Durup dururken bir şeyler takılır kafamıza. Üstünden zaman geçmiş bir olayı düşünmeye başlarız.Durup dururken rüyalar görürüz uykularımızda, uyanır hayra yorarız.
Toplumsal devinimlerin incelenmesi yani kısaca tarih dediğimiz olgu, bilim insanları yada kendilerine böyle yakıştırmalar yapanlar tarafından derinlemesine araştırılmaya çalışılmış, yanlı ya da objektif olarak çeşitli sonuçlara ulaşılmıştır.
Bir emare arıyorum, Ufak bir iz... Yaşama dair ne varsa, Sisli... Silik... Belirsiz... Teselli faydasız, Sözler tesirsiz, Zordur kulak vermek söylenenlere Bilir misiniz ?..
Güldü aya nispet, Gül’dü zaten... Açtı bir çiçek gibi Parıldadı... ...ve umuttu Kırılmadı... Sevdamdı, Adı bahardı...
Düştü umut Düş’tü zaten... Beklemek düş’tü kuzgunlar üşüştü. Oysa sıcak bir gülüştü... Bir parça ekmek, bir takım urba, Sığınacak çatı, sarılacak sine, tutulacak daldı...
Farklılıkları tasvir ederken hangisi baz alınır? Akıp giden yaşamı dökerken kağıtlara nereye sığınır insan? Nasıl okunur başkasının anlatımları. Nasıl yorumlanır yada nasıl yorum yapıldığına dair izler hangi satır aralarında saklıdır? Yaşanmışlıkların aktarımı yada düşlerin izlemi başka bir dünyanın, başka bir algının içselleştirilmesi veya bileştirilmesi midir anlatımlarda?
Goethe ne güzel demiş; “Bir semtin sokak hayvanları sizden kaçmıyorsa, orada yaşayın. Çünkü komşularınız güzel insanlardır.”
“Utanç”, Güney Afrikalı yazar John Maxwell Coetzee’nin 1999 yılında yayımlanan ve aynı yıl Man Booker Roman Ödülünü alan kitabı. 2001 yılında, İlknur Özdemir çevirisiyle Can Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılan eser, 2008 yılında Steve Jacobs tarafından sinemaya uyarlanmış. (Disgrace)
Dışarıya adımını attığında koyu bir karanlığın içine gömüldü. Işıksız, soğuk ve ıssızdı sokaklar. Elleri ceplerinde, küçük adımlarla, acelesiz, telaşsız bir tavırla yürümeye başladı. Her adım bir diğerinin aynı. Bildik sokaklar, tanıdık binalar, sadece kafasının içindekiler yabancı. Düzensiz, dağınık düşünceler silsilesi.
Kafka’nın ölümünden sonra 1926 yılında basılan yarım kalmış kitaplarından biri Şato. Cem Yayınevinin yayınladığı Kamural Şipal çevirisinden okuduğumuz Şato’nun bu çevirisi farklı bir özellik taşıyor. Daha önce Max Brod`un baskıya hazırladığı Şato çevirisi, bu kez Malcolm Pasley tarafından baskıya hazırlanan metin temel alınarak yeniden gözden geçirilmiş.