Petina Gappah'ın kaleminden Hafıza Defteri

An Elegy for Easterly adlı öykü kitabıyla, The Guardian’ın “ilk kitap ödülü”ne layık görülen Zimbabve’li yazar Petina Gappah’ın ilk romanı olan Hafıza Defteri orijinal adıyla “The Book of Memory” (2015) geçtiğimiz ay, Altın Kitaplar etiketi ve Filiz Sarıalioğlu çevirisiyle raflarda yerini aldı.

“Anlatmamı istediğin hikâye Lloyd’un ölümünün acınası çirkinliğiyle başlamıyor. Güneşin kabarcıklı yüzümü dağladığı, dokuz yaşında olduğum ve babamla annemin beni yabancı bir adama sattığı çok eski bir ağustos gününde başlıyor.”

Bu sözlerle karşılıyor bizi Lloyd’un ölümünün ardından cinayetten hüküm giyip, Zimbabve’de Chikurubi Hapishanesi’nde idam edileceği günü bekleyen Memory. Hayatının hikayesini, kendisiyle ilgilenen Amerikalı bir gazeteci için kaleme alıyor.

Annesiyle babasının kendisini satmasını ve ona bakıp büyüten Lloyd’un onu para karşılığında almasını hiçbir zaman kabullenemiyor Memory.

Sevgiyi sorguluyor yıllar boyunca. İyi yürekli zengin adamın, yoksul siyah çocuğu neden himayesine aldığını sorguluyor. Ailesinin ondan kolayca vazgeçmesinin yanı sıra, albino olması nedeniyle çocukluğundan beri süregelen dışlanmışlık hissinden de kurtaramıyor kendini. Ne beyazların ne de siyahların arasında tutunamıyor. Kendi tanımıyla, hayatının büyük bölümünde görünmez olmaya çalışan ya da kendi teninden sıyrılıp çıkmak isteyen  “beyaz bir zenci” o.

Hastalığından dolayı çok fazla güneşte kalmaması gerekirken, teninin koyulaşması umuduyla ailesinden gizli gizli güneşe çıkıp acı çekmeyi göze alan, Lloyd’un evinde kaldığı ilk hafta çarşafları kirletirim korkusuyla yerde yatan bir çocuk Memory. Kendini hiçbir yere ait hissetmeyen, ait olma duygusuna özlem duyan ve huzuru kitaplarda bulan bir çocuk.

"Kütüphanede ve ağaç evde, o zor dönemde hayatımın en mutlu ve huzurlu anlarını buldum. Korkuyla kolum kanadım kırılmış, eve özlem duyarken kitaplar tarafından kurtarıldım. Yolculuk yaptığım dünyalar Mufakose'deki köklerimden kopartılmanın acısından kurtulmamı sağladı. O odada gördüğüm kadar çok kitabı bir arada hiç görmemiştim. Benimkinden daha zor hayatlar yaşamış tüm o insanları düşününce korkum hafifledi. Okuduğum kitabın dünyasına girmek için tamamen yok oldum."

Petina Gappah Memory karakteriyle, bir yandan insan ilişkilerini işlerken, diğer yandan toplumsal olayları, batıl inançları, eğitimsizliğin, yoksulluğun içinde yitip giden hayatları da irdelemiş. Akıp giden kurgusuyla merak uyandıran, yormayan, sıcak ve içten bir eser Hafıza Defteri.

İlk roman özelliği taşıyan bu kitabı okuyun ve “anladım ki cehennem diğer insanlardı” diyen Memory’nin küçük dünyasına yol alın…

Kitaptan Alıntılar

Bir şeyi yeterince çok yaparsan, bu kendi ölümünü beklemek gibi bir şey bile olsa, bir tür rutine dönüşüyor.  


Bugün ikinci buluşmamızda bana sorduğun soruyu düşündüm; neden buradaki gazetecilerden hiçbirinin hikâyemle ilgilenmediğini. Daha az kötümser olduğum günlerde bu soruya, "hayatta daha önemli şeyler olduğu" cevabını veririm: seçimleri kim kazanacak, sıradaki yönetici kim olacak, hangi adam karısını bir enstrümanla öldürmüş, Big Brother Afrika'yı kim kazanacak, futbol skorları ve kriket sonuçları, büyücülükle, mezar hırsızlığıyla, cinler ve lanetlerle ilgili gizemli olaylar.


Anladım ki cehennem diğer insanlardı.


Kentte dolaşırken buranın güneşin sıcaklığını beyazların üzerinden uzak tutacak şekilde tasarlandığını fark edersin. Sabahları kasabadaki işlerine gitmek için kuzeydeki banliyölerden ayrılıyorlardı ve güneş arkalarında kalırdı; akşamları eve döndüklerinde ise güneş hala arkalarında olurdu. Kuzey banliyölerindeki sokakların iki yanında serinletici gölgeler oluşturan pelesenkağaçları ve ateşağaçları sıralıdır. Fakat siyahilerin mahallelerinde güneş daima insanların yüzüne vurur. Ve ağaç sıralı yollar, ayakların altında serin çimenler yoktur, sadece tozlu sokakların kavurucu sıcağı vardır.


Bizler yoksul olduğumuzun bilincinde değildik. Yoksulluğumuzun asil, romantik ya da hayatla barışık bir yanı yoktu. Yoksulluktu sadece. Etrafımızdaki herkes aynı durumda olduğu için ne kadar yoksul olduğumuzu bilmediğimiz de söylenebilir. Hayatlarımızın basit düzenini başka, daha zengin hayatların mümkün olduğundan habersizce kabul etmiştik.


Geçmişte kalmış ziyafetlerin hatıraları aç bir çocuğun karnını doyurmaz.


Demek aşk buydu. Sanki aşırı hızla at sürüyordum; coşkum, atımın aniden duracağı ve hızla fırlayıp yere yapışacağım korkusuyla azalıyordu sadece. Korku ve arzu arasında gidip geliyordum, zafer dolu bir kesinlik ve acı veren bir güvensizlik arasında.
Her şey çok daha canlıydı. Gökyüzü ne kadar da harikaydı! Bir yandan da her şey çok daha berbattı. Zaman neden bu kadar yavaş akıyordu?


Lloyd ülkenin bir uçurumun kıyısında olduğundan korkuyordu. Ben haberleri seyrediyor, arsız yalanlar ve gerçekmiş gibi sunulan batıl inançların karışımına hayret ediyordum. Suçu kanıtlanmış ve affa uğramış bir katil ulusal kahraman ilan edilmişti. Chitungwiza'da bir ev büyücülükle havaya uçurulmuştu. Gokwe'de bir cin, kadınların iç çamaşırlarını yürütüyordu. İlanların hepsinde iktidar partisi kutsanıyordu. Bir kaotik mahallesinden koca götlü üç kadının, bir futbol sahasında iktidar partisinin "takım renkleri" içinde dans edişine gülüp inanamayacak baktım. İktidar partisi öven şarkılar söylerken kalçalarını gümbür gümbür sallıyorlardı.


İlk geldiğimde Alexandra arabaya asmak için bir bayrak almaya teşvik etmişti beni. Polis barikatlarından geçmenin tek yolunun bu olduğunu açıklamıştı. "Bu sayede daha az güçlük çekersin, inan bana," demişti. Kuşatma altındaki pekçok beyaz gibi oda arabasından bayrak sallamanın vatanseverlik nişanesi, "aleyhtar" olmadığının açık bir işareti olduğunu düşünüyordu.

Buket Özsanat
8 Ekim 2016 Cumartesi
785 Görüntülenme

Facebook Yorumları

Site İçi Arama
Anket Tümü
Kitap okumanıza en çok engel olan şey nedir?