Vatandaş Abuzer

Vatandaş Abuzer Yücel Sarpdere’nin 1992 yılında Evrensel Basım Yayın tarafından basılan romanı. Yazarın dört romanı (Vatandaş Abuzer, Paralı Asker, Kızılcık Operasyonu, Can Dostu) ve Ruhsatsız Sözcükler isimli bir şiir kitabı bulunmasına rağmen, hakkında Evrensel gazetesi yazarı olması dışında pek bir bilgi bulunmaması ilginç.

2009 yılında okuduğum bu roman, kitaplığımın raflarında dolaşırken yeniden karşıma çıkınca, kısa da olsa bir şeyler yazma gereği hissettim.  

12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında İstanbul'a çalışmak için gelen Abuzer'in otobüs yolculuğu ile başlayan roman, yolda yürürken hiçbir suçu olmadığı halde,  tutuklanıp cezaevine götürülmesiyle hareketleniyor. Yanlış zamanda yanlış yerde bulunduğu için hayatı kararan ya da yeniden şekillenen Abuzer’in hikayesi trajikomik bir hikaye.

Apolitik (!), saf, sade bir vatandaş olan Abuzer’in siyasi tutuklularla birlikte kapatıldığı cezaevinde her türlü eyleme ve direnişe katılması ve hazır cevaplığı polisler, jandarmalar, gardiyanlar arasında mimlenmesine neden oluyor ve üstüne yüklenmedik suç kalmıyor. Bir yandan güldüren, bir yandan düşündüren Abuzer’in hikayesi, insanların hiç uğruna heba edilen yaşamlarının, çekilen işkencelerin, acıların resmini farklı bir açıdan okuyucuyla buluşturuyor.

Okuduktan sonra, bu roman neden bu kadar arka planda kalmış diye düşünmeden edemiyor insan.

Arka Kapaktan

General bir başka gardiyana döndü: "Buradaki tutukluların statüsü nedir?" Gardiyan soruyu pek anlayamamıştı. Bir şeyler söylemek istiyordu ama kem küm ediyordu. 
General bu kez soru şeklini değiştirdi: "Yani evladım" dedi "Buradaki tutuklular normal tutuklular mıdır?" 
Asker bu kez soruyu alamamanın şevkiyle gırtlağını yırtarcasına cevap verdi. "Hayır komutanım."
"Ya nasıl tutuklulardır?"
"Anormal tutuklulardır komutanım."
"Peki normal tutuklularla, anormal tutuklular arasındaki fark nedir?"
"Normal tutuklular, normal cezaevlerinde bulunurlar komutanım. Hırsızlar, esrarcılar, ırza geçenler normal tutuklulardır. Vatanı yıkmaya kalkışanlar anormal tutuklulardır!" "Peki bunlara nasıl davranırız?"
"Anormal komutanım"

Vatandaş Abuzer, ülkemizin karanlık dönemi 12 Eylül'ü ti'ye alan bir roman. Cuntanın getirdiği boğucu havayı, polis merkezleri ve tutukevlerindeki uygulamaları, ikbal peşindeki işkenceci şefleri, kraldan çok kralcı komutanları; tüm zalimliklerine karşın zavallılıkları ve gülünçlükleriyle betimliyor. Vurdumduymaz, saf, açık sözlü konuşkan kahramanımız Abuzer, 12 Eylül'ün uygulamalarına çağdaş bir Bektaşi tavrıyla katlanırken, bu heybetli zalim devin, aslında toplumsal destekten yoksun, gülünç ve zavallı bir fani olduğunu gösteriyor bizlere. Kaba zulme, silahlı çaresizliğe gülmemizi, alaya almamızı sağlıyor. Alay konusu olanın, ömrü de uzun olmaz!

Kitaptan Alıntılar

Hava soğuk, şu anda bu memlekette kimbilir kaç kişi bir köşede veya yanmayan bir sobanın başında soğuktan büzüşüp titreyerek, sabahın olmasını, güneşin doğarak kendilerini ısıtmasını bekliyorlardır. Oysa gidip demeliyiz onlara, birleşip dünyayı titretmek varken, bir köşede titreşmek niye? Gidip güneşi zapt etmek varken, güneşin doğuşunu beklemek niye?..  


Mutluluk, kendin ve başkaları için doğru bildiğin yolda bazen rüzgarı arkana alarak, bazen de rüzgara karşı, önüne çıkan engelleri bir bir aşarak ilerlemektir.


Kendisine saygı göstermeyen insanlar, başkalarına da saygı duymazlar. Kendisine saygısını yitirenler, çökmüş bir maden ocağı gibidirler ve öyle bir noktaya gelirler ki, onurlarını yitirirler ve gittikleri her yere çamurlarını bulaştırırlar.


Burada yaşamanın bedeli ağır, çok büyük mücadele ve güç istiyor. Yalnızca kendimizi ayakta tutmak yetmez bize, çevremizdeki arkadaşlarında ayakta durmasını sağlamalı ve vahşete tapanların, onları güçsüz düşürüp onurlarından gram gram çalıp küçültmelerine, diz çöktürmelerine izin vermemeliyiz. Direnmeyi ve savaşmayı anlatmalıyız onlara ve sonunda kazanmayı öğrenmeliyiz. Yaşamı ne olursa olsun sevmeliyiz, ama dimdik, ezilip büzülmeden bir yaşam bu benim kastettiğim, uyuz kediler gibi bir köşede önüne bir takım artıklar atılmasını beklememeli bir insan ve yaşamı başkalarının çizdiği sınırlar içerisinde kabullenmemeli. Kendi mantığı ve doğru bulduğu yaşam tarzı için savaşmalı. Elbette ki saltanata alışmış efendiler buna izin vermeyeceklerdir. Şimdi olduğu gibi… Onlar isterler ki, kendileri gönüllerince yaşasınlar, her şeyin sahibi olsunlar, her şeye hükmetsinler ama diğerleri yalnızca kendi tespit ettikleri alanda ve kendileri izin verdiği ölçüde yaşamlarını sürdürsünler, ezilerek, sömürülerek, aşağılanarak. Bizde diyoruz ki; biz yaşamı seviyoruz, ey kan emici efendiler! Hem de sizin sevdiğinizden çok fazla seviyoruz. Bu yüzden de yaşamı sizin çizdiğiniz sınırlar içerisinde kabullenmiyoruz ve yaşamımızı sizin izin verdiğiniz ölçüde sürdüremeyiz. İşte size başkaldırıyoruz ve üç beş şiş göbeklinin milyonlarca insanı sömürüp ezemediği yepyeni bir dünya kurmak istiyoruz. İşte biz bunun için yaşıyoruz. Bedeli çok ağır ve meşakkatli olsa da böyle bir yaşamı seviyoruz ve savunuyoruz.


Abuzer, "Rahatsız ettiğim için özür dilerim," dedi. "Işıkta uyumak çok zor. Acaba rica etsem lambayı söndürebilir misiniz?”

Yukarıdaki polis okkalı bir küfür savurduktan sonra o lambayı kafasında kıracağını söyledi. Bunun üzerine Abuzer:

"Öyleyse zahmet etmeyin," dedi. "Çünkü sağlam bir lamba, kırık bir lambadan her zaman daha iyi ve faydalıdır"


Sorgu yine aynı şekilde ve aynı şiddetle başladı. Abuzer'e durmadan neden geri döndüğünü, nerede kaldığını, kimlerle görüştüğünü sorup durdular. Abuzer'e bedeni defalarca havaya kalktı indi, aynı anda iri bedeni elektrikle defalarca titredi, sarsıldı. Ama o ağzını açıp cevap bile vermedi, yalnızca bir seferinde neden hiç konuşmadığını sorduklarında, "Konuşup da sizin dikkatinizi dağıtmak istemem," dedi. "Ne de olsa siz devlet görevi yapıyorsunuz. Bu yüzden kıymetli zamanınızı almak istemem. Siz bana aldırmayın işinize devam edin." 

Buket Özsanat
7 Temmuz 2016 Perşembe
1217 Görüntülenme

Facebook Yorumları

Site İçi Arama
Anket Tümü
Kitap okumanıza en çok engel olan şey nedir?