Düşü(nü)yoruz

İnsan olmak yada olamamak… İşte bütün mesele bu…

Anatomik olarak çağdaş insan tanımına uyan en eski fosillerin 195.000 yıl öncesine ait olduğu düşünülürse, yaklaşık ikiyüzbin yıldır bu dünyanın içindeyiz... Nefes alıyoruz… Hareket ediyoruz… Besleniyoruz… Ürüyoruz… Çoğalıyoruz… Gelişiyoruz… vs… vs…

Ve tüm bunların ötesinde en önemlisi (!) düşünüyoruz…

Düşünüyoruz demek ki gerçekten varız, demek isterdim ama ne yazık ki varolma kıstasını sadece düşünebilme yetisi olan insan evladına indirgemek bana uygun bir tanımlama şekli değil.  Biçimsel olarak diğer canlılar gibi bizde bu dünyanın içinde varız ve bir şekilde var olmaya devam ediyoruz.  Kendimizi tüm diğer canlılardan üstün görerek, bu dünyayı sadece kendi yaşam alanımızmış gibi tanımlayarak ve bizim dışımızdaki diğer canlılara hatta çoğu zaman bizim gibilere bile yaşam hakkı tanımayarak… Düşünen beynimizle sınırlar çiziyor, ayrımlar yapıyoruz. Hayvanları, bitkileri, doğayı insan evladından ayırdığımız yetmezmiş gibi, bizi biçimsel olarak bize benzeyenden de ayırıyoruz.

Zengin-fakir, güzel-çirkin, rütbeli-rütbesiz, sağcı-solcu, dinli-dinsiz şeklinde uzayıp giden listeler hazırlıyoruz.  Genel ayrıştırmalar bizi tatmin etmediğinden ve hep en özel-en önemli BEN’im mantığıyla hareket ettiğimizden kendi özelimizde de sınıflandırmalar oluşturarak insan kavramını yok ediyoruz.

Hayvanları, kedi, köpek, balık, fare…. Çiçekleri gül, kaktüs, devedikeni, lale… olarak sınıflandırmak, onları tanımlayabilmek ve adlandırmak için yaptığımız bir eylem olmasına karşın, (ki bu sınıflandırmada bile fareyle köpeğe, gülle kaktüse aynı gözle bakmıyoruz), insanevladı arasında yaptığımız sınıflandırmalar ayırıcı, belirleyici, küçümseyici olgularla bütünleşip tüm davranış biçimlerimizin değişmesine yol açıyor.

Daha güzel, daha iyi bir dünya yaratmamızı sağlayacak, belki de tüm ayrıştırmaları yok edecek olan insani duygularımızı bile sınıflandırmalara göre harekete geçiriyoruz. Ölümü gördüğümüzde, yokoluşa üzülmemiz gerekirken, açıp düşüncelerimizin sözlüğünü ölenin hangi türe girdiğine bakarak hislerimize yön veriyoruz. Mekanikleşiyoruz… İnsanı insan olmaktan çıkarıyoruz…

Dünyanın içinde varolan yada yitip giden her canlıyı önemsemek yerine, inşa ettiğimiz duvarlar arasına aldığımız bizim gibilere üzülüp, duvarın dışındakilere yaşam hakkı tanımıyoruz. Hatta çoğu zaman daha da ileri gidip sadece bencilikle hareket ediyoruz. Bize benzemeyeni gözümüzü bile kırpmadan yok ederek, yaşatmayı değil, öldürmeyi seçiyoruz…

Evrimin bir sonucu olan gelişmiş bedenimiz, bizi var ettiğine inanılan benzersiz düşünme yeteneğimiz, ilerlemiş zekamız ve tüm insani (!) duygularımızla yaşamı korumak yerine ölümü savunuyoruz…

Oluşumu 4500 milyar yıl öncesine dayanan dünyanın içinde yaklaşık ikiyüzbin yıldır varız…

Yıkıyoruz… yok ediyoruz… öldürüyoruz…

Ve en önemlisi tüm bunları yaparken düşünüyoruz!..

Buket Özsanat
19 Şubat 2016 Cuma
637 Görüntülenme

Facebook Yorumları

Site İçi Arama
Etiketler
Anket Tümü
Kitap okumanıza en çok engel olan şey nedir?