Gabriel Garcia Marquez ve Kırmızı Pazartesi
“Bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden oynatayım.”

Orijinal adı “Cronica de Una Muerte Anunciada” olan ülkemizde 1982 yılında İnci Kut çevirisiyle Can Yayınları tarafından yayınlanan Kırmızı Pazartesi,  Gabriel García Márquez'in 1981 tarihli romanıdır.

'Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, piskoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat 5.30'da kalkmıştı. Rüyasında kendini koca koca incir ağaçlarından bir ormanın içinden geçerken görmüştü, incecik bir yağmur çiseliyordu, bir an için mutluluk duymuş, ama uyandığında üstü başı kuş pislikleri içindeymiş duygusuna kapılmıştı. "Rüyasında hep ağaçlar görürdü," demişti bana annesi Plâcida Linero, o uğursuz pazartesinin ayrıntılarını aradan 27 yıl geçtikten sonra anımsarken.'

Gerçek bir hikayeden kurguladığı kitabına bu cümlelerle başlar Marquez. Herkes tarafından bilinen ancak kimsenin engel olmaya çalışmadığı 27 yıl önce işlenen bir cinayetin arka planını gözler önüne serer. Santiago Nasar o gün öldürülecektir. Ve bunun tek nedeni cinayetten bir gün önce evlenen Angela’nın bekaretini kaybettiğini öğrenen ağabeyleri Pedro ve Pablo Vicario’nun namuslarını temizlemek için bu işin sorumlusu olarak gördükleri Santiago Nasar’ı öldürmeye karar vermeleridir.

Öldürülen Santiago Nasar kitabın tek kurbanı değildir. Evlenmek istemediği bir adamla evlendirilen ve belki de bir başkasını seven Angela’da en az Santiago Nasar kadar kurbandır bu hikayede. Çünkü aşkın öğrenilebileceğini düşünen bir toplumun içinde yaşamaktadır. Çünkü kızlar “acı çekmek için yetiştirilmişlerdir”.

Kız kardeşlerinin namusunu temizlemek için cinayet işleyen Pedro ve Pablo’da kurbandır. Çünkü namus her şeydir. Namus elden gittiğinde! yapılması gereken tek şey bunun temizlenmesidir ve bu da ancak kirleten kişiyi ortadan kaldırmakla mümkündür. Pedro ve Pablo içten içe birilerinin bu cinayeti işlemelerine engel olmasını isterler. Ancak toplum suskunluğunu sürdürmekte, her daim olduğu gibi kör, sağır, dilsizi oynamaya devam etmektedir.

‘Ancak cinayeti engelleyebilmek için bir şeyler yapabilecekken yapmayanların çoğu, namus sorunlarının ancak faciada rol almış kişilerin erişebildiği kutsal alanlar olduğu bahanesiyle kendilerini avutmuşlardı. "Namus aşktır," dediğini duyardım annemin.’

Cinayet romanından ziyade bir toplum romanıdır Kırmızı Pazartesi. Bilip susanların, engellemek için fırsatı olup kayıtsız kalanların, türlü bahanelerin ardına sığınanların, görüp görmezden gelenlerin, tabuların ve önyargıların esiri olanların hikayesidir.  Erkek kadın ilişkisinde, “Erkek adam olacak” şekilde büyütülen oğlanlar ve sadece “evlenmek üzere yetiştirilen” kızlar dayatmasının toplumsal mahkûmiyetidir.

Farklı bir coğrafyada geçse de tanıdık, bizden bir hikayedir. Kısaca Marquez’in Kırmızı Pazartesi’si mutlaka okunması, ders alınması! gereken toplumsal bir incelemedir.

"Santiago, yavrum!" diye bağırmıştı. "Neyin var?"
Santiago Nasar, onu tanımıştı.
“Beni öldürdüler, Wene Hala,” demişti.

Yargısız infazların yapılmadığı, töre – namus cinayetlerinin son bulduğu, insanların sesini yükseltebildiği günler dileğiyle keyifli okumalarınız olsun.

 
Buket Özsanat
10 Kasım 2016 Perşembe
1206 Görüntülenme

Facebook Yorumları

Site İçi Arama
Anket Tümü
Kitap okumanıza en çok engel olan şey nedir?