Cemile

Cemile, Orhan Kemal’in “Küçük Adamın Romanı” serisinin üçüncü kitabı ancak Avare Yıllar’ın devamı niteliğinde bir kitap değil. Avare Yıllar’da Necati’nin yaşamını, yenilgilerini, hayal kırıklıklarını, umutsuzluklarını, çelişkilerini ve Cemile ile evlenişini anlatan Orhan Kemal, bu kitapta aynı dönemi Cemile ve ailesi üzerinden aktarıyor okuyucuya.

1952 yılında yayınlanan Cemile, 150 sayfalık kısa bir kitap. Biz Cemile’yi Everest Yayınlarının Mart, 2015 tarihli 26. Baskısından okuduk. Kitabın girişinde; Orhan Kemal’in el yazısıyla, 4.5.1958 tarihli, “Yıllardır kahrımı çekmekten usanıp yorulmayan, cefakar karıma…” ifadesi bulunuyor.

Bu romanda çok yakından tanıdığı birinin hikayesini anlattığını söyleyen Orhan Kemal’in, Cemile’yi eşine ithaf etmiş olması, kitabı daha da özel kılıyor.

1934 yılının Eylül ayında Adana’da başlayan Cemile, bir dokuma fabrikası yakınında, gecekondu mahallesinde yaşayan işçilerin yaşamlarını gözler önüne seriyor. Annesini küçük yaşlarda kaybeden, ağabeyi ve babasıyla yaşayan, güzelliği ile herkesin dikkatini çeken 14-15 yaşlarındaki Boşnak kızı Cemile’de bu işçilerden biri.  Kitabın ana kahramanı her ne kadar Cemile olsa da, Orhan Kemal, işçisi, memuru, köylüsü, ağası, patronu ile bir dönem panoraması sunuyor bu kısa romanında. Fabrika insanlarının yaşam şekillerini, aşklarını, ekmek kavgalarını, neşelerini, kederlerini, geçim sıkıntılarını, sınıf farklılıklarını, toplumsal yapıda ki sorunları kendine özgü yalın, akıcı anlatımıyla aktarıyor.

Herkesten saygı bekleyen, değişime kapalı fabrika ortağı Kadir Ağa, okumuş, yurtdışı görmüş Numan Bey, Deveci Çopur Halil, Camgöz Sadık, Güllü,  İzzet Usta, ihtiyar Malik, Sadri ve diğerleri, hepsi birbirinden farklı ve canlı karakterler.

Bir yanda, işçi mahallesindeki yardımlaşma ve komşuluk ilişkileri, diğer yanda kapitalizmin getirdiği sömürü, yozlaşma ve ahlaksızlıklar. Bir yanda eğitimsizlik, cahillik, açlık, diğer yanda para ve güç.

Sınıf ayrılıklarının, zengin fakir ayrımlarının dışında, ataerkilliğin sonucunda kadınların yaşadığı sorunlara da değiniyor Orhan Kemal. Cemile’nin fabrikada, yollarda yaşadığı zorluklar, peşine takılanlar, bakkalı, kasabı, işçisi, müdürüyle, arabanın arkasına attığında senindir mantığıyla kadının mal olarak ya da av olarak göründüğü bir toplum yapısı.

Kısacası Türkiye… 

Orhan Kemal, Cemile

Kitaptan küçük bir kesit

Muhasebe servisine geldiği zaman ağa, saat dokuz buçuğu gösteriyordu. Onun muhasebe servisine girişi her zamanki gibi merasimle başlarını kocaman kocaman defterlere indirmiş çalışan memurlar ayağa kalkmışlardı.

Okumuş insanları huzuruna alıp, onlarla alay etmeğe, maaş verdiği memurlardan mutlak bir saygı görmeğe bayılırdı. İlle doktor, mühendis, avukat gibi gıptayla karışık bir haset duyduğu kimselere karşı çok daha haşindi. Şurda burda lafı gelince, hemen taşı gediğine koyuverirdi: “...Tohtur oldular, mehendis oldular, abukat oldular da ne?” derdi, “huzuruma vardılar mı, el öfelemiyorlar mı?”

Bugün de her zamanki gibi, muhasebeye girince bütün memurlar ayağa kalkmış, yalnız birisi, iplikhaneden kovduğu katip aldırış etmemişti. Fabrikaya ortağı Numan Beyin aldığı bu katibin babasını da, ortağı Numan Bey kadar sevmezdi. Geçmişini bilip, şurda burda yüzüne vuran cahilliğiyle alay eden, bilhassa, soy, sop, asalet filan karıştıranlardan nefret ederdi.  

Önündeki deftere başını eğmiş, bir şeyler yazar görünen katibe öfkeyle bakarken: “Kovdum diye zoruna getti, onun için değil mi? Tabii kovarım. Maayişini ben viriyom!” diye düşünüyor, öfkesi artıyordu.  

Katipse onu sahiden görmemişti: Bütün milletin, bilhassa Cemile'nin önünde rezilce kovuluşunu bir türlü hazmedemiyor, annesinin yıllarca önceki sözlerini düşünüyordu.

Bütün hayatı boyunca kocasına kayıtsız şartsız bağlı kalmış, onun öfkesine, küfrüne, hatta dayağına tahammül edip boyun eğmiş olan annesi, belki de hayatında ilk ve son defa kocasına isyan etmişti.   İri yarı babası konağın geniş sofrasında, rugan iskarpinlerini cızırdata cızırdata dolaşırken:   “...okumasınlar efendim,” diye bağırmıştı, “benim çocuklarım da okuyup tahsili görmeyiversinler, kıyamet kopmaz ya! Hem okuyup da ne olacak? Gözleri açılıp, hisleri incelip, etrafın çirkinleri karşısında adım başı üzülmektense, neme lazımcı birer küçük meslek sahibi olup çoluk çocuklarının ekmeğinden başkasını düşünmeyi bilmesinler daha iyi! “

Tam bu sırada ufak tefek, halim selim annesi, bir elinde bir baş soğan, öbür elinde bir bıçak, mutfaktan dişi bir pars gibi fırlamış, kocasının karşısına dikilmiş:   “Okuyacaklar!” diye haykırmıştı, “Evlatlarımı başkalarının karşısında el ovalamağa mahkum birer sünepe görmektense, ölmeyi tercih ederim. Benim çocuklarım okuyacaklar, babaları gibi…”

İplikhaneden kovulduğu halde sesini bile çıkaramayışıyla, annesinin o zaman sözünü ettiği sünepe olduğunu sanıyor, bundan kurtulmak için ne yapması gerektiğini düşünüyordu ki, omuzu dürtüldü. Döndü. Ağa. Ayağa fırladı ama iş işten geçmişti. Tıpkı iplikhanedeki gibi, kalın, kırçıl kaşlarını çatan ağa, hışımla bakıyordu.  

Neden sonra:   “Senin adın ne?” diye sordu.  

Katip ismini söyledi. Ağanın bunu bilmezmiş gibi davranışı tuhafına gitmişti.  

Beriki hep aynı ağırlıkla:  “Senin buban, anan yoh mu?” diye sordu. “Başında bir böğüyün yoh mu?”

Her şeyi gayet iyi bilen ağanın bu türlü davranışı katibi büsbütün şaşırtmıştı.  

“Var efendim.” 

“Sana heç mi terbiye virmediler? Dimediler mi ki, bir insanın bir büyüğü bir yerden içeri girdi mi, zıppadan ayağa kalkılır, hörmet gosdürdülür demediler mi?”

Katip kekeledi:  

“Meşguldüm efendim, görmedim affedersiniz.”  

“Meşguldün, gormedin. Meşgullüğünüzden beni ehya ettiniz. Siz yokken bu palikenin hesabını kitabını dıvarlara yazdırırdım ben... Gene de işim yürüdü.. Ne bu masebe musebe, defter, kalem vırt zırt... Fuzuli masraf. Aybaşı olsun, koşun kasadara. Ne iş gördüğünüz var sankim? Beni ehya mı ettiniz?”

Katibi bakışıyla ezmek istiyordu.  

Katipse, gene cevap veremiyordu. Sünepe! diye düşündü. Başkalarının karşısında el ovalayıp, susmağa, haksızlıklar karşısında susmağa, vicdanı emrettiği halde susmağa, küfre karşı bile susmağa, velhasıl 24 lira 95 kuruşun hatırı için, en susulmaması gereken haller karşısında bile susmak zorunda bir sünepe!  

Oysa, hiç de böyle olmak istemeyen bir bilinci vardı. Eğer Cemile olmasa, 24 lira 95 kuruşa bile boş verir, masasındaki defter, kalem, hokka, hesap makinesi ne varsa herifin suratına fırlatır, sonunu düşünmezdi bile.  

Fakat... O kadar yalnızdı ki…

Buket Özsanat
3 Temmuz 2016 Pazar
1029 Görüntülenme

Facebook Yorumları

Site İçi Arama
Anket Tümü
Kitap okumanıza en çok engel olan şey nedir?