Henri Charriere Namıdiğer Kelebek

Kelebek, 26 Ekim 1931 yılında Paris'te cinayet suçundan tutuklanan ve bu suçtan dolayı  Fransız Guyanası'nda ömür boyu kürek mahkûmiyetine çarptırılan Henri Charriere’nin mahkumiyetten kaçış mücadelesidir.

1968 yılında yayınlanan ve işlemediği bir suçtan müebbet kürek mahkûmu olan Kelebek lakaplı Henri Charriere’nin 13 yıllık mahkumiyet sürecini anlattığı Papillon, ülkemizde 1969 yılında Aydil Balta çevirisiyle E Yayınları tarafından yayımlanmıştır. Kitabın ayrıca aynı isimli, 1973 yılında Franklin J. Schaffner'in yönettiği, Steve McQueen ve Dustin Hoffman’ın başrolünü paylaştığı 1973 yılında çevrilen filmi de bulunmaktadır.

Fransa’da uzun süre çok satanlar listesinden düşmeyen kitap Charriere'in, kaderine razı olmayıp özgürlük uğruna verdiği mücadelenin hikayesidir. Tutsak edildiği andan itibaren sadece kaçmayı düşünür Henri. Defalarca kaçar, defalarca yakalanır ancak pes etmez. Tek dayanağı ve yaşama sarılma nedeni bir gün kaçacağına dair içinde barındırdığı umuttur.

“Daha fazla dayanmama imkân yok, yalnızlıktan boğuluyorum, bir insan yüzü görmek, tatsız da olsa bir ses işitmek zorundayım. Bir ses olsun yeter ki, bir şey duyayım.”

İnsan yiyen” olarak tanımlanan hücrelerde geçirdiği zorlu anlarda, açlıkla, sessizlikle savaşında hep bu umuda sığınır.  

Hücreleri, “Çinliler, insanın başına düşen su damlalarını keşfetmişler, Fransızlarsa sessizliği.” sözleriyle tanımlayan Henri, kendini bu hücrelerde, herkes tarafından terkedilmiş ve canlı canlı gömülmüş gibi hisseder.

“Bir, iki, üç, dört, beş, dönüş. Bir, iki, üç, dört, beş, dönüş. Yürüyorum, durmak yorulmak bilmeden, hırsla yürüyorum, genellikle gevşek olan bacaklarım bugün gergin. Başıma gelenlerden sonra, sanki bir şey ezmek ister gibiydim. Ayaklarımla neyi ezebilirim ki? Altımda betondan başka şey yok. Hayır, böyle yürümekle pek çok şeyi ezebiliyorum. Yönetmenliğe hoş görünmek için bu kadar alçalabilen doktorun ödlekliğini eziyorum. Başka bir sınıfın acı ve sıkıntılarına kayıtsız kalan bir sınıf insanın kayıtsızlığını eziyorum. Fransız halkının cehaletini, iki yılda bir Saint-Martin-de-re'den yola çıkan insan yükünün nereye gittiğini ve nasıl olduğunu düşünmeyecek kadar ilgi ve merak yoksunluğunu eziyorum. Belirli bir cinayet işlediği gerekçesiyle bir adam hakkında patırtılı yazılar yazan polis muhabirlerinin birkaç ay sonra aynı adamın varlığını bile unutabilmelerini eziyorum. Günah çıkaranları dinleyen, kürek cehenneminde olup bitenleri bildikleri halde susan Katolik papazlarını eziyorum. Suçlayanla kendini savunan arasında bir “hitabet oyunu” halini alan ceza muhakemeleri usulünü eziyorum. “Durdurun kuru giyotininizi, yönetmenliğe bağlı memurların kolektif sadizmine bir son verin” demek için sesini yükseltmeyen İnsan Hakları Kuruluşu'nu çiğniyorum. Hiç bir örgüt ya da kuruluşun bu yöntem sorumlularını sorguya çekip çürüme yolunda, iki yılda bir, neden mahkûmların yüzde sekseninin yok olduğunu sormayışını çiğniyorum. İntihar, düşkünlük, devamlı açlık, iskorbüt, verem, delilik ve erken bunama teşhisleriyle imzalanmış resmî ölüm raporlarını çiğniyorum. Kim bilir daha neler eziyorum ayaklarımın altında? Ama bütün bu olup bitenlerden sonra herhalde eskisi gibi yürümüyor, her adımda bir şeyler çiğniyorum.

Bir, iki, üç, dört, beş... ve saatler... ağır ağır akıp geçerken, yorgunluk sessiz isyanımı bastırıyor.”

Önce iki yıl, daha sonra sekiz yıl çarptırıldığı hücre cezasından sağ salim kurtulan Henri’nin kaçış mücadelesi gönderildiği Şeytan Adalarında da devam eder. Çevresi sarp kayalılarla çevrili, neredeyse kaçmanın imkansız olduğu Şeytan Adalarında da umudunu yitirmez Henri. Bir gün özgürlüğüne kavuşacağına olan inancı hiç bitmez.

“Yenilmiş saymamalıyım kendimi. Yeniden kaçmaya çalışmalıyım.(..) Yenilmiş saymamalıyım kendimi. Yeniden kaçmaya çalışmalıyım.”

Ve bir kez daha kaçar Henri Charriere. Pes etmemesinin, sabırla, inançla özgürlüğüne sarılmasının mükafatını 13 yılın sonunda alır.

25 yaşındakini mahkumiyetinden 38 yaşında kurtulur, kendi deyimiyle; “çürümüşlük, kokuşmuşluk yolundan çıkıp bozulmaktan kurtulur”.

Bazı bölümleri abartı gelse de, istediğin şeyleri hayata geçirebilmek için, pes etmeden, sabırla, umutla mücadele etmek gerektiğine dair çok güzel bir örnek Kelebek.    

Sinema filminde bir çok bölüm kitapla uyumlu olmasa da, kitabı okuduktan sonra filmini seyretmeyi de ihmal etmeyin derim. İkisi de birbirinden güzel. 



Ve unutulmaz film müziği.



Kitap alıntıları için tıklayınız

Buket Özsanat
8 Kasım 2016 Salı
1111 Görüntülenme

Facebook Yorumları

Site İçi Arama
Anket Tümü
Kitap okumanıza en çok engel olan şey nedir?