Sakindi Oranın Şafakları, Boris Lvoviç Vasilyev

“Sakindi Oranın Şafakları”, birçok film senaryosuna imza atan Boris Lvoviç Vasilyev’in ilk romanı. İlk kez 1969 yılında “Yunost” (Gençlik) adlı dergide yayımlanmaya başlayan eserin Stanislav Rostotsky’in yönetmenliğini üstlendiği 1972 yapımı üç saatlik bir filmi de mevcut.

Fedot Yevgrafiç (Vaskov), 1942 yılının Mayıs ayında Rusya’nın kuzeyinde çatışmaların devam ettiği, güneyinde ise Leningrad’ın direndiği bir dönemde sessiz ve sakin bir istasyon bölgesinde bulunan uçaksavar bataryasının komutanıdır.

Vaskov’un sürekli şikayetçi olduğu tek konu, askerlerin köydeki kadınlarla yakın ilişkiler kurmaları ve sürekli içki içmeleridir. Defalarca amirlerine konuya ilişkin sıkıntılarını dile getiren raporlar yazan Vaskov yeni gelen her askerde hayal kırıklığı yaşar. Gidenlerin yerine gelen askerler, yapacak hiçbir şey bulamayınca bir öncekilerin tavırlarını devam ettirirler.

Vaskov’un şikayetlerine dayanamayan Binbaşı, en sonunda tam da onun istediği gibi erler gönderir 171 numaralı ara istasyona. Yeni gelen erleri karşılamaya giden Vaskov, uykulu gözlerle ona bakan kızları görünce şaşkına döner. Alışık olmadığı bu durum karşısında ne yapacağını, nasıl davranacağını bilemez. Sürekli tüzüklere uygun hareket eden ve onları ezbere bilen Vaskov’un kızlar karşısında tüm ezberleri bozulur. Şimdiye kadar öğrendiği disiplin kurallarının hepsi kızlar tarafından bertaraf edilir. Gündüz sürekli çamaşır yıkayan kızlar, eşyalarını ortalık yerde kuruturlar. Nöbet değişimlerinde bile birbirlerine “Luda’cığım, Vera’cığım, Katyacık” şeklinde hitap ederler. Bunların yanı sıra Vaskov kapıyı vurmadan ya da öksürmeden hiçbir yere giremez hale gelir.

171 numaralı ara istasyonda sessiz sedasız geçen günler, Rita’nın ormanda Alman askerlerini gördüğünü söylemesiyle hareketlenir. Vaskov yanına seçtiği beş kızı da alarak demiryolunu patlatmaya gelen Alman askerlerinin peşine düşer.

Vasilyev, bundan sonraki süreci, Rita, Jenya, Sonya, Liza ve Galya’nın hayatlarından kesitler aktararak işler romanında. Asker değil insan yanlarını vurgular. Tek tek tanıtır bu beş kızı bize.

Rita savaşın ilk günlerinde kaybettiği eşinin ardından içindeki nefretle yaşar ancak aynı zamanda o geceleri gizli gizli oğlunu görmeye giden bir annedir. Disiplinli yapısı, saygı duyulan tavırlarıyla ilk andan itibaren Vaskov’un dikkatini çeker.

Tüm ailesi gözleri önünde katledilen Jenya, dünyalar güzeli bir kızdır. Güzelliğinin yanı sıra, babasından atış yapmayı öğrenmesi ve onunla ava gitmesi sayesinde tecrübeli ve başarılıdır da. Evli bir komutanla ilişki yaşadığı için atanır Vaskov’un takımına.

Çocukluğundan itibaren hasta olan annesine bakan, ev işleriyle ve babasıyla ilgilenen, bu yüzden de çok istediği eğitimini tamamlayamayan Liza, hayatı boyunca kendi için değil başkaları için yaşamıştır. Hiç görmediği şefkati arar her yerde.

Sonya tüm ailesini bırakıp, Moskova’ya üniversite okumaya gelir ve savaşın başlamasıyla sınıf arkadaşları ile birlikte orduya katılır. Tüm yaşamı boyunca kendine büyük gelseler de ablalarının eskiyen kıyafetlerini giyen Sonya, üniforma ve bot seçiminde de kendine büyük olanları seçer.

Takımın külkedisi Galya ise yetimhanede büyümüş, çektiği yalnızlığın içinde kendi hayal dünyasını yaratmış bir kızdır. Yetimhanede sürekli sorun çıkartan Galya, hayallerini süsleyen kahramanlıkları sergileyebilmek için orduya yazılır. Ancak cephede yer almak hayallerine hiç benzemez.

Savaş yüzü görmemiş, hepsinin farklı hayalleri, bambaşka dünyaları olan bu gencecik beş kız, Vaskov ile birlikte ellerindeki sınırlı cephane ile Almanların peşine düşerler.

Vaskov iz sürme ve savaş tecrübeleriyle bu beş kızın başına bir şey gelmemesi için çaba sarf eder, onları korumaya ve rahatlatmaya çalışır bir baba edasıyla. Korkularını ve tedirginliklerini saklamaya çalışır onlardan.

Vasilyev romanında, kadınlar üzerinden anlatırken savaşı, dünyaya yeni canlar getirebilme yeteneğine sahip olan kadınların can almak zorunda bırakılmalarını ve bunun onların üzerindeki etkilerini göstermek ister. Bir kadına yakıştıramaz bir başkasının canını almayı. Onların kutsallığına hakaret olarak görür bunu. Kadınların yerinin savaş meydanı olmadığını vurgularken, Jenya ve Rita karakteriyle ne kadar güçlü olabildiklerini de gösterir. Diğer yandan da hiçbir eğitimi, hiçbir donanımı olmayan gençlerin savaşın orta yerine gönderilmelerini de eleştirir satırlarında. Kızlar incecik çorapların üzerine giyerler botlarını, dolamalarını beceriksizce sararlar, çevreyi gözetlemesi gereken Gurviç, saklandığı taşın arkasında yüksek sesle kitap okur Alman askerlerinin kendisini duyabileceklerinin ayırdına varmadan. Öylesine dışındadırlar savaşın.

Vasilyev’in yüz doksan sayfalık romanı “Sakindi Oranın Şafakları” biraz yanlı bir anlatım biçimine sahip olsa da, savaşanların insani yönlerini göz önüne sererken, yer yer okuyanı gülümsetecek bir dile de sahip. Vaskov’un ve beş kızın Almanları kovalarken yaşadıklarının ayrıntıları kitapta. Ancak mutlu bir son beklemeyin. Çünkü savaşların kazananı ve kaybedeni olmadığı gibi, hiçbir savaş mutlu sonla bitmez.

Savaşlardan uzak, barış içinde, hoşgörü ve saygıyla geçecek günler dileğiyle, keyifli okumalarınız olsun.  

Kitaptan Alıntılar

“Komutan şimdi herşeyi görüyordu, herşeyin farkına varıyordu, duyuyordu da, ama görünüşte yalnızca oturuyor, sigarasına baka baka sigarasının içiyordu.”


“Hemen hemen hiçbir zaman ağlamazdı Liza, çünkü yalnızdı, yalnızlığına alışmıştı, şimdi ise, birisinin ona acımasını istiyordu. Onu avutmalarını, birkaç tatlı söz söylemelerini, şefkatle saçlarını okşamalarını istiyordu Liza, belki öpülmeyi de istiyordu, ama bunu kendi kendine bile itiraf edemiyordu. Ama ona nasıl desin ki, en son olarak beş yıl önce annesinin onu son kez öptüğünü ve şimdi yeryüzünde uğruna yaşadığı o güzelim geleceğinin rehini olarak, bir öpücüğe çok ihtiyacı olduğunu.” 


“Sen yalnız, düşmanın neyi ve nasıl düşündüğünü kavrayabildiğin zaman onun ne yapacağını, biraz düşünmekle önceden kestirebilirsin. Savaş bu! Sadece kim kimden silahça daha güçlü sorunu değil, savaş, kim kimden daha akıllı çıkacak sorunudur.”


“Ancak bu sabah farkına vardım, şafak vakitleri ne kadar da sakinmiş buralarda.”


 “Sıraya bak, hıh, sıraya! Biri, koca arslan yelesini omuzlarına kadar sarkıtmış. Bir başkasının saçlarında kağıt, tutam tutam kağıda sarılı saçı. Savaşçılara bak! Gel de bu gibilerle ormanı tara, Almanları ara, otomatik tüfekli Almanları? Sırası gelmişken… Bizimkilerin elinde anayurt malı mübarek 1891 tüfeği taklidi dokuzyüzotuz modeli.”


“Anne manne yok. Savaş var, Almanlar var, ben varım, Başçavuş Vaskov. Savaştan sağ çıkanların anneleri olacak. Anlaşıldı mı?”


“Fedot Yevgrafiç ömrü boyunca emirler dinlemiş, yerine getirmişti. Aynen ve harfiyen, çabuk ve memnunlukla, çünkü başkasının arzusunun böyle çok büyük bir titizlikle yerine getirilmesinde, varoluşunun bütün anlamını buluyordu.” 

Buket Özsanat
17 Haziran 2018 Pazar
271 Görüntülenme

Facebook Yorumları

Site İçi Arama
Anket Tümü
Kitap okumanıza en çok engel olan şey nedir?