Yaşar Kemal ile Çukurova'da kaybolmak

Kitap Yorum
Yaşar Kemal ile Çukurova'da kaybolmak

Yaşar Kemal, bir inat uğruna kitaplarını okumamakta direttiğim bir yazar oldu benim için yıllarca… İnatlaşmanın yazarla ve kitaplarıyla hiç alakası olmamasına ve evde kitapları bulunmasına rağmen yıllarca elimi sürmedim Yaşar Kemal kitaplarına. Yazara ve kitaplarına haksızlık yaptığımı bile bile… Okuyacağım kitaba karar verme sürecinde bir değişiklik yapmasaydım, evde okumadığım kitapların adını yazdığım küçük kağıtlar arasından tombala hesabı yaptığım ilk çekilişte Yaşar Kemal çıkmasaydı yıllarca da okumayabilirdim. 

Akçasazın yağmalanışını, ağaların çöküşünü, sonradan görmüş ağaların toprak ve iktidar hırsını, fabrikalaşmayı ve köylünün yokoluşunu anlatan bir dönüşüm romanı Akçasazın Ağaları ikilemesi. 

Bu ikilemede, Çukurova’yı, yağmuru, sıcağı, toprağı yaşıyorsunuz ilk önce, sonrasında ölümü hissediyorsunuz, bu ölüm öyle bir ölüm ki, acımasız, vahşi, vücudun her zerresine dokunan, iliklerine işleyen, titreten, iğrendiren, cayır cayır yakan bir ölüm… Tüm duyguları yaşıyorsunuz okurken, zihni ele geçiren korkuyu, bağlılığı, ihaneti, açgözlülüğü, hırsı, nefreti, kini, zalimliğin acı tadını… Capcanlı karakterleri, doğa ve duygu tasvirleriyle kaybolup gidiyorsunuz sayfalar arasında…


Kitaptan Alıntılar

- "Bindiler de çektiler gittiler, o iyi insanlar, o dünya güzeli atlara… O yiğitler, o her birisi kaplan örneği şahinler, o ceren gibi atlara bindiler de başlarını aldılar gittiler. Bir daha, bir daha hiç gelmeyecekler. Hiç, hiç, hiç! Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. Şu dünyanın yaşaması müşkül hal ilen. Bin iyiyi bir kötüye kul eden…

Yapayalnız kimsesiz. Hem de çaresiz. Yalnızlığı, çaresizliği yüreğinin başında ağılı bir hançer yarası gibi… Çaresizlik hem de boşluk.

Yanıyor yüreğim. Eskiden, daha korlu, daha beter, delirten, yüreğim ne güzel yanardı. İçimde bir ateş harmanı. Keşke şimdi de öyle olsa. Yansa yüreğim, acısa, korksam. Ölüm gibi, ölümden beter, korksam yüreğim dayanamasa. Orta yerinden çat diye çatlasa, tam ortasından. Sabır taşı gibi.

Şu dünyada her bir yaratığın tutunacak bir dalı var, insanın yok. Şu dünyada yalnız olan, kimsesiz, çaresiz olan yalnız be yalnız insandır. Herkesin, herşeyin yaşaması, ölümsüzlüğü var, insanın yok. Ağaç, kuş, otlar, böcekler, yılanlar, çıyanlar, hiçbirisi, hiçbirisi yok olmuyor. Ama insan yok oluyor. Çünkü insan kendinde başlayıp kendinde bitiyor."  Sayfa:14

- "Kendi kendini yaratan insanlara bir gün olsun rahat yüzü yoktur. Onlar ölünceye kadar zorlukları yenmek, engelleri aşmak zorundadırlar. Başka bir çareleri yoktur. Ya olduğun yerde kalacaksın, ilerlemek istedin mi de ölünceye kadar uğraşacaksın. Bulunduğun yerden daha yüksek bir yere atlamak istedin mi, canından, gururundan vereceksin. Hiçbir şey karşılıksız elde edilmiyor. Bu dünyada yer değiştirmek kadar pahalı şey yok. Fıkara doğar, fıkara ölürsün. Bunun için hiçbir fedakarlığın gerekliği yok sana. Zengin de öyle... Ama eşiği atlamak istedin mi, sana pahalıya ödetiyorlar. Hem de kanın pahasına, canın, insanlığın, onurun pahasına ödetiyorlar." Sayfa:54

- "Aç kalırım, sefil kalırım, Deli Halidden de aşağı durumlara düşerim, düşerim de ölürüm, ölürüm de onların haline gene düşmem. İnsanların, bu sefil, bu yoksul, bu cahil halkın böyle köpeklere, yalancılara, onursuzlara önem vermeleri devrin bozukluğundandır. İnsanın piçleşmesidir ve bu bir kriz çağıdır. Bu çağ da geçecektir. Bu yaşlı, bu kocamış insanlık kim bilir böyle ne kötülükler geçirmiştir! Bir gün gelecek, insanlar onurun, şanın, insan olmanın paradan da ekonomiden de üstün olduğunu anlayacaklar. Bundan yirmi yıl önce, on beş yıl önce şu Çukurova’da insanlar bu kadar fakir, bu kadar bitkin miydi? İnsanlar böylesine bir ekmeğin kölesi miydi? İnsan dediğin insan her zaman, her zaman insanlar içine çıkınca alnı açık, alnı yukarda gezebilmeli, ona insanlar saygı duyabilmeli. Ya senin bu Ağaların, Beylerin? Her yüzlerine bakan insan yüzlerine değilse de, çoğu zaman da yüzlerine ya, içlerinden analarına avratlarına sövüyorlar. İnsan onlara bakınca kusacağı geliyor. Öyle iğrençler." Sayfa:73


Tanıtım Metni

Demirciler Çarşısı

Akçasazın Ağaları tarihte, zamanla, düzenle hesaplaşmanın hikayesidir. Ağalar çökerken yanıbaşında yeni bir tarih yazılır, değişim kaçınılmazdır. Güçlüler dövüşürken doğa da ses verir.

Demirciler Çarşısı Cinayeti birbirini yok etmek için tüm hünerlerini, olanaklarını, güçlerini, bundan da öte akıllarını, nefretlerini ve kinlerini kullanan iki derebeyinin ayakları altında ezilen toprağın, toprağın insanlarının ve yeşerttiği doğanın büyük efsanesidir. Lanet, çıktığı bağrı vuracaktır. 

"Yaşar Kemal sadece Mitterrand'ın kalbindeki sevgili halk ozanı değil. Yaşar Kemal edebiyatın bir devi." 
- Andre Clavel, Nouvelles Litteraires, (Fransa) 

"Demirciler Çarşısı Cinayeti birbirlerini yok etme amacıyla tüm hünerlerini kullanan iki karşıt grup arasında kalan ülkenin kaderi üzerine dev lanet okumayı konu ediyor." 
- Alain Bosquet, (Fransa) 

'Eski rapsodilerin epik esinini, gücünü, doğa aşkının usta bir lirizmiyle iç içe sokarak, Yaşar Kemal, bize büyüleyici kişilikler çiziyor ve bizi kapıp götüren bu destandan ayrılmak çok güç oluyor.'
- Bulletin Critique du Livre Français,

Yusufçuk Yusuf

Akçasazın Ağaları tarihle, zamanla, düzenle hesaplaşmanın hikayesidir. Ağalar çökerken yanı başlarında yeni bir tarih yazılır, değişme kaçınılmazdır. Güçlüler dövüşürken doğa da ses verir.
Yusufçuk Yusuf Çukurova'ya kuşaklar boyunca egemen olmuş iki derebeyinin hikayesidir. Köylüleri yıllarca baskı altında tutan bu güç kırılırken, yeni zamanların gereklerine uyum sağlamış yeni zenginler başka bir güç oluştururlar. Barbarlığı çağrıştıran bu güç, "bataklıktan kurtulmaya yüz tutmuş bir bataklık toprağını yağmalar".


Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları 
 

Buket Özsanat
4 Mart 2016 Cuma
2349 Görüntülenme

Facebook Yorumları

Site İçi Arama
Anket Tümü
Kitap okumanıza en çok engel olan şey nedir?