Emin Özdemir, Kurmaca Kişiler Kenti

İlk olarak Eleştirel-Öyküsel Denemeler kategorisinde bulunan “O İyi Kitaplar Olmasaydı” sayesinde tanıştığım bir yazar Emin Özdemir. Kitapları hayatının tam ortasına oturtan biri olarak, Emin Özdemir’in kitaplarını ve onda bıraktıklarını anlattığı satırları okurken hayran kalmıştım. Kitap bitiminde, merak edip, diğer kitaplarını araştırırken ilgimi çeken “Kurmaca Kişiler Kenti” adlı yapıtını da hemen edinip, kitaplığımda saklamıştım. Bu haftaya kısmet oldu okumak. İlk okuduğum kitabında olduğu gibi yine keyifle okudum yazdıklarını. Bu kitabının ana konusunu kitaplara değil kitap kahramanlarına ayırmış Emin Özdemir. İyi ki de ayırmış…

Bilgi Yayınevi etiketiyle çıkan 280 sayfalık kitapta, birçoğumuzun tanıdığı karakterler dışında, benim ilk defa duyduğum karakterler de mevcut. “Kurmaca Kişiler Kenti” sayesinde yakın zamanda kitaplığıma yeni kitaplar ekleneceğe benziyor.

Kitap Adnan Binyazar’ın sunusuyla başlıyor. Binyazar, “Kurmaca Kişiler Kenti”nin Özdemir’in bilinçli okuma kültürünün önemli bir ürünü olduğunu dile getirmiş.

Sunu yazısının ardından Emin Özdemir’in Arayış başlıklı anlatımı karşılıyor bizi. Yalın bir dille, sıcak bir anlatımla “Kurmaca Kişiler Kenti”nin nasıl bir arayış sonucu doğduğunu aktarıyor Özdemir.

“İnsan, hangi yaşta olursa olsun bir şeylere sığınma gereksinimi duyuyor. Hele yaşlılık dönencesine girince daha bir artıyor bu gereksinim. Sığınak arayışı içinde sözcüklere, düşlere, düşlemlere sarılıyor. Avunacak, oyalanacak oyunlar yaratıyor. Kurmaca Kişiler Kenti böyle bir arayıştan doğdu.”

Bir köy okulunda öğretmenlik yaptığı dönemde içine oturan bir anısını anlatıyor Özdemir, öğrencilerinden Seher’in başına gelenleri ve kendisini köylülerden koparan o anları anlatırken kendiyle hesaplaşıyor. Bu hesaplaşmanın sonrasında doğuyor “Kurmaca Kişiler Kenti”.

Kafasında oluşturduğu tasarının ardından, kendisinden önce böyle bir kenti düşleyenin olup olmadığını araştırmaya başlıyor Emin Özdemir ve kitabının “Calvino’nun Kılavuzluğu” başlıklı ilk bölümü böylece oluşuyor.

Italo Calvino’nun Görünmez Kentler isimli kitabında arıyor düşlediği kenti ancak bulamıyor. O sırada  Calvino’nun sesi yankılanıyor yanı başında. Küçük bir sohbet başlıyor aralarında. Calvino kitabına almadığı böyle bir kentin varlığından bahsedip, kente girebilmesi için yol gösterince, kitap kahramanlarının yaşadığı o muhteşem kentin kapıları açılıyor Özdemir’e.  

“Varoluşumuzun göstergesi düş gücümüzdür.”

Bu kentte kimler mi var?

İnsanların birbirini sömürdüğü, güçlünün güçsüzü ezdiği, haksızlıkların egemen olduğu bir dünyada yel değirmenlerine meydan okuyan Don Kişot var.

Aşkı arayan ve “benim gerçeğimi ancak kadınlar anlayabilir” diyen Emma (Gustave Flaubert, Madam Bovary), “Dışlanmışlık, yarı ölüm demektir” diyen ve aşkı için her şeyi feda eden Anna (Tolstoy, Anna Karanina) var.

Yalnızlığının cehenneminde kaybolmuş Zebercet (Yusuf Atılgan, Anayurt Oteli), Moby Dick’e savaş açan Kaptan Ahab (Hermann Merville, Moby Dick), korkuların ağına düşmüş Mümtaz (Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur), körleşmenin, taşlaşmanın ve yabancılaşmanın en uç noktasında yaşayan Prof. Kien (Elias Canetti, Körleşme) var.

İki çocuğunu yitirmesinin ardından çıldıran bir kadın Ida (Elsa Morante, Ve Tarih Devam Ediyor), hayattan kaçan ve hayata tutunamayan Selim (Oğuz Atay, Tutunamayanlar), uyuşukluğun, tembelliğin, miskinliğin ve kopuşun simgesi İlya İlyiç Oblomov (İvan Gonçarov, Oblomov) ve ölüsü bile para etmeyen satıcı Willy Loman (Arthur Miller, Satıcının Ölümü) var.

Başkaldıran, düzene kafana tutan Memed, (Yaşar Kemal, İnce Memed), vicdanıyla savaşan Raskolnikov (Dostoyevski, Suç ve Ceza) var.

Bu roman kahramanlarını yanı sıra, satır aralarında,  John Fowles’ın Fransız Teğmenin Kadını romanının ana karakteri Sarah, Çehov’un Küçük Köpekli Kadın’ı, Isaac Bashevis Singer’in Budala Gimpel’i, Stendal’ın unutulmaz romanı Kırmızı ve Siyah’ın da kendine yer bulan Julien Sorel, Kundera’nın Tomas’ı, Pearl Buck’un Ana’sı, Steinbeck’in Lennie’si, Hugo’nun Jean Valjean’ı, Sabahattin Ali’nin Yusuf’u var.

Başkahramanların yaşadığı “Kurmaca Kişiler Kenti”nde Emin Özdemir’in, zihinlerimizde yer etmiş kitap kahramanlarıyla olan, kitapları tekrar yaşatan söyleşileri var.

Tanıdığınız karakterlerle karşılaştığınızda o kitabı yeniden okuma isteği uyandıran, yeni bir karaktere denk geldiğinizde bu kitabı mutlaka okumalıyım dedirten, kitap dolu bir kitap “Kurmaca Kişiler Kenti”.

Ben çok sevdim Emin Özdemir’in kalemini. Yazdıkları içimi ısıtıyor, kitap sevgimi daha da perçinliyor, kitaplığıma yeni kitaplar katıyor, yazma isteğimi canlandırıyor.

Velhasıl, kitap tutkunlarına tavsiye edebileceğim, bir kez daha sıkılmadan okuyabileceğim sımsıcak bir kitap “Kurmaca Kişiler Kenti”.

Keyifli okumalarınız olsun...

Buket Özsanat
1 Temmuz 2017 Cumartesi
1880 Görüntülenme

Facebook Yorumları

Site İçi Arama
Anket Tümü
Kitap okumanıza en çok engel olan şey nedir?