Okumak mı, okumuş gibi yapmak mı?

Özellikle sosyal medyada oluşturulan kitap profillerinin ve görsellerle süslenmiş kitap fotoğraflarının yayılmasının ardından, kitaplarla ilgili konuşmalarda en çok gündeme oturan konulardan biri haline geldi: "okuyor mu, okumuş gibi mi yapıyor?" sorusu.

Kahvelerle, çeşitli objelerle, kedilerle, köpeklerle vb bir çok şeyle süslenen bazı kitap resimlerinin sadece takipçi arttırmak için yayınlandığı, beğenenlerin çoğunluğunun ise kitaba, kitap yorumuna değil görselliğe bakıp beğeniyor olması kitap paylaşanlara şüpheyle bakılmasına yol açtı. 

Bunlardan bahsederken yeni çıkan yazarlarla anlaşıp sadece kitabın reklamını yapmak için, okudum, bayıldım diyenleri de unutmamak lazım. 

Kürk Mantolu Madonna - Karikatür

İnternet üzerinden her türlü kitap hakkında bilgiye, kitap özetlerine ve kitaplardan yapılan alıntılara çok rahat ulaşılabilmesi, okuyormuş gibi yapmayı kolaylaştıran etkenlerin en başında geliyor. Özellikle popüler olan kitapların konusunu öğrenip, yazarları hakkında bir iki bilgiye ulaşıldıktan sonra arkadaş ortamlarında "evet, okumuştum, muhteşem bir kitaptı" ya da "çok karışıktı hiçbir şey anlamadım" vb sözlerin kurulması hiç de zor değil. 

Bilgiye erişimin çok kolaylaştığı çağımızda karşınızdaki kişinin o kitabı gerçekten okuyup okumadığını anlayabilmek ise çok zor. Elbette ki "Tolstoy'un Savaş Ve Barış kitabını okuyup, 3 günde bitirmiştim. İçinde Raskolnikov diye bir karakter vardı, muhteşemdi" şeklinde bir tanımlamayla karşılaşmazsanız. :)

Kurunun yanında yaşında yandığı, eleştirildiği sosyal medya ortamında kitap paylaşımına kesinlikle karşı değilim. Aksine kitap paylaşımlarının desteklenmesinden ve artmasından yanayım. Bir kişiye bile ulaşabilmek, onu kitap okumaya özendirebilmek bana o kitabı yeniden okuyormuşcasına keyif verir.  

Bu açıdan bakıldığında, doğru ya da yanlış, sahte profillerin ve sahte okuyucularında farkında olmadan birilerini kitap okumaya yönlendirdiği su götürmez bir gerçekliktir. Ancak onlar gerçek okurun aldığı keyfi, paylaşmanın verdiği mutluluğu hissederler mi? Orası tartışılır.

"Süratli okuma hakkında bir kursa gittim ve Savaş ve Barışı 20 dakikada okumayı başardım Olay Rusya’da geçiyor…"  (Woddy Allen)

Onlar, kitapları paylaşım aracı olarak gördükleri sürece "olay sadece Rusya'da" geçer ve ondan ötesine ulaşamazlar. 

Konuyla ilgili geçenlerde dikkatimi çeken bir haber; 

İngiltere'de düzenli kitap okuyan (!) 2 bin kişiyi baz alan araştırma sonucuna göre; ankete katılanlar kitapla ilgili tartışmaları kaçırmamak, daha birikimli ve zeki görünebilmek için yalan söylediklerini belirtmişler.  

Kitap okuyanların bile "okudum" diye yalan söyleyebildikleri bir ortamda, okumayanlara laf söylemek beyhude bir çabadan başka bir şey değil. 

Okunduğu hakkında yalan söylenen kitaplar da oldukça ilgi çekici. 

1984 (George Orwell)
Savaş ve Barış (Leo Tolstoy)
Büyük Umutlar (Charles Dickens)
Çavdar Tarlasında Çocuklar (J.D. Salinger)
Hindistan’a Bir Geçit (E.M. Forster)
Yüzüklerin Efendisi (J.R.R .Tolkien)
Bülbülü Öldürmek (Harper Lee)
Suç ve Ceza (Dostoyevski)
Aşk ve Gurur (Jane Austen)
Jane Eyre (Charlotte Bronte)


Geçtiğimiz yıl Okumadığınız Kitaplar Hakkında Nasıl Konuşursunuz adlı bir kitap yayınlanmış. Kitap Everest Yayınlarından çıkmış ve Fransız Prof. Pierre Bayard tarafından kaleme alınmış. Kitabı "okumadım" ancak tanıtım metni oldukça ilginç. 

“Akademik düzeyde edebiyat eğitimi verdiğimden,” diyor pişmanlıkla, “aslında çoğunlukla kapağını bile açmamış olduğum kitaplar hakkında yorum yapmaktan hiçbir zaman kaçamadım.” Bayard, entelektüel dünyada, üzerine konuşulması en az ekonomik durum ya da seks hayatı kadar tabu haline gelmiş bir konuyu ele alıyor; klişeleri yerle bir ederek hem sürekli okumak zorunda olanların içini rahatlatıyor hem de “okumama”nın aslında yaratıcı bir eylem olduğunu, birbirinden çarpıcı örneklerle kanıtlıyor. Joyce ya da Proust hakkında iki çift laf edebilmek için bu kitapları sonuna kadar (hatta hiç!) okumaya gerek olmadığının, önemli olanın tek tek kitaplardan çok, kitaplar arasındaki bağlamı, ilişki düzenini kavramak olduğunun altını çiziyor. Bu tezi savunurken de, son derece özgün bir kodlama sistemi oluşturuyor. Balzac, Valéry, Musil, Wilde, Eco gibi yazarların metinlerindeki “yaratıcı okumama” stratejilerini tek tek ortaya çıkartarak, okumanın tarihinde kışkırtıcı bir yeni sayfa açıyor. “Kültür,” diyor kıs kıs gülerek, “bireysel cehaleti gizlemekle yükümlü bir tiyatrodur.”

Yorum sizin...


Kitaplar özeldir, içerdikleri bilgiler kadar, yaşattıkları, hissettirdikleri, hayata kattıkları da çok özeldir ve sadece bilgi yüklemek o bilgiye sahip olduğunuz anlamına gelmez, bir kitap hakkında bilgi toplayarak, bir iki alıntı okuyarak o kitabı hissedemezsiniz, özümseyemezsiniz, karakterleri yaşayamaz ve yaşatamazsınız. 

Kitaplarla yaşamak, kitaplarla yaşlanmak dileğiyle, keyifli okumalarınız olsun...

Buket Özsanat
14 Haziran 2016 Salı
1373 Görüntülenme

Facebook Yorumları

Site İçi Arama
Anket Tümü
Kitap okumanıza en çok engel olan şey nedir?