Dave Eggers’in Kaleminden Bir Teknoloji Distopyası: Çember

Çember”, Dave Eggers’in orijinal adı “The Circle” olan 2013 tarihli romanı. Ülkemize 2016 yılında Siren Yayıncılık tarafından kazandırılan eser her ne kadar ütopya olarak tanımlansa da, aslında tam bir distopya.

Çember ile ilgili zihnimde bir dolu düşünce birbirini kovalıyor ancak bunların ne kadarını anlamlı bir şekilde yazıya dökebilirim bilmiyorum.

Kitap adını dünyaca ünlü, herkesin çalışmak için can attığı bir teknoloji firmasından alıyor. Süper! teknolojik cihazlar üreten ve insanların hayatını kolaylaştırmaya! ya da güzelleştirmeye! çalışan firma çalışanlarına da keyifli anlar sunmak için tüm imkanlarını kullanıyor. Günümüzde adları dünyaya yayılmış olan bazı büyük firmaların bürolarını bilenlere tanıdık gelecek olan; oyun alanları, spor salonları, havuzlar, film gösterimleri, konserler, partiler ve tamamı çalışanlarını sosyalleştirmek! için tasarlanmış olan çeşitli etkinliklerle bezenmiş olan büyüleyici bir atmosfer…

Daha önce çalıştığı firmada hiç mutlu olmayan kitabın ana karakteri Mae’nin, üniversiteden arkadaşı olan Annie sayesinde Çember’de Müşteri Deneyimi bölümünde işe alınmasıyla başlıyor Çember. “Cennet” olarak tanımlıyor çalıştığı firmayı Mai. Kendisine verilen teknoloji harikası iki ekranla işe başlarken, zaman içinde bakması ve incelemesi gereken ekranların sayısı altıya çıkıyor. Müşterileriyle mesajlaşması için bir ekran, çalışanlarla iş konusunda iletişime geçmesi için ayrı bir ekran, sosyal medya hesaplarını takip etmesi için bir ekran daha… Onun şirketteki görevi sadece müşteriler ile iletişimde bulunmak değil diğer tüm çalışanlar gibi, sosyal medyada aktif olmak, paylaşımlar, beğeniler, yorumlar, gülen suratlar, kızgın yüzler göndermek de başlıca görevleri arasında. Bunların dışında takmış olduğu kulaklıktan kendisine sorulan anket sorularını da cevaplamak zorunda. Ve bunların hepsi belli puanlamalar, belli istatistikler sayesinde şirketteki konumunu sağlamlaştıran etkenler. İlerleyebilmek ve hayatta mutlu olabilmek için kendisiyle ve diğer çalışanlarla yarışması gerekiyor, daha çok müşteri memnuniyeti, daha çok sosyal medya paylaşımı, daha fazla etkileşim…

“deneyimlerini belgelediğini düşün bir de. Gördüğün her kuşun kimliğini doğrulamana yardımcı olacak bir araç kullanırsan bundan herkes faydalanabilir.(…) Bu sığ görüşlülük yüzünden her gün bu kadar bilginin kaybolup gittiğini düşününce kahroluyorum.”

 “Olup biten her şey bilinmeli” sloganıyla ilerleyen, paylaşmamanın bencillikle eşdeğer görüldüğü, sırların yanılttığı, mahremiyetin hırsızlık olarak kabul edildiği, öncelikle tercihlere sunulan sonrasında zorunlu hale getirilen bir sistem Çember. Algıya hükmettikleri haliyle tek amaçları şeffaflık. Sırlar olmazsa, herkesin yaptığını herkes bilirse, suçlarında yok olacağı mantığını yaymayı amaç edinmişler. Ürettikleri kablosuz, lolipop büyüklüğündeki kameralarla yeni bir devir açacaklarına, kameralarla izlenen insanların suç işlemeyeceğine, tecavüzlerin, cinayetlerin, katliamların sona ereceğine inanıyorlar. Bu kameralar sayesinde aranan bir suçluyu sosyal medya kullanıcıların yardımıyla dakikalar içinde bulabiliyor, sabıkalıları çipleyip meydanlara, sokaklara kurulan kameralarda, farklı renklerde görüntülenmelerini sağlayabiliyor, şeffaflık adı altında hayatınızdaki tüm alanları gözlemleyebiliyorlar. Ve bu bilgilerin hiçbiri gizli değil, ağda bulunan herkese açık. Sokağınızda dolaşan biri ya da komşularınız sabıkalıysa, bunu öğrenebilmek sizin için çok kolay. Ailenizden herhangi birine ya da arkadaşlarınıza ulaşamıyorsanız, çipler ya da kameralar sayesinde bulundukları yeri tespit etmek sadece saniyelerinizi alıyor. Sır yok, mahremiyet olgusu yok… Bir nevi ütopya ama tam anlamıyla bir Distopya…

“Bilgi akışını kontrol edebildiğin takdirde her şeyi kontrol edebileceğini ikimizde biliyoruz. İnsanların gördüklerini ve bildiklerini büyük ölçüde kontrol edebilirsin. Bir parça bilgiyi hiç ortaya çıkmayacak biçimde gömmek istiyorsan bu iş iki saniyeni alır. Herhangi birinin mahvına yol açmak istiyorsan o da beş dakikalık iştir. Bilginin ve bilgiye erişimin kontrolü bütünüyle Çember’in elindeyken ona kim kafa tutabilir.”

Totaliter Teknoloji…

Yaşamımızın her alanına giren internetin, elimizden düşüremediğimiz, hayatımızı kolaylaştıran teknolojik aletlerin, günden güne ilerleyen, yenilenen ve dur durak bilmeden, sınır tanımadan gelişen teknolojinin aslında bizleri nasılda kapana kıstırdığı, devasa bir çemberin içine hapsettiğini öylesine güzel anlatmış ki Eggers, kitap başladığı andan itibaren, sürekli yanı başında duran telefonu fırlatıp atmak, tüm sosyal medya hesaplarını kapatma isteği uyandırıyor insanın içinde. Çünkü Eggers, Çember ile, böylesine güçlü bir sistemin, hayatlarımızı kolaylaştırdığı, insanlık yararına bir şeyler ürettiğine bizleri inandırarak,  tüm insanları küçücük ekranlardaki kafeslere sokup, özgürlüklerini, düşüncelerini ellerinden alması, beyinlerini yıkaması gerçekliğini yüzümüze vuruyor.

“Dünya Görsel Arşivin’den sen de faydalanabilirsin. Aklına gelen kişinin adını gir ve bırak Çember bütün geçmişi önüne sersin. Ofis arkadaşının “dışarıdaki” hayatını mı merak ediyorsun? Yaz ismini arşive, ister annesinin cenazesindeki isterse düğünündeki hali gelsin ekranına. Onlarca kimlik ya da şifreyi neden ezberleyesin ki? Bırak tek bir Çember kimliğin olsun. Kişisel satın alma eğilimlerin ve alışkanlıklarının en doğru şekilde saptanması varken beklentilerin neden nadiren karşılansın ki? Sen her şeyin en iyisine layıksın.”

Kafalarımızda soru işaretleri olmasına, yargılamamıza rağmen kopamadığımız, uzak duramadığımız ve iyiliğimiz için yapıldığına inandırıldığımız sistemlerin bizleri nasıl esir aldığını ve her birimizin çemberi tamamlayan parçalar olduğumuzu en yalın haliyle gözler önüne seriyor.

“Her yaptıkları eğitim ve güvenlik namına kaydedilecek, takibe alınacak, sicillere işlenecek, analiz edilecek –çipler yerinde kalacak. Sonra da oy kullanabilecekleri, katılımda bulunabilecekleri yaşa geldiklerinde Çember’e üye olmaya zorunlu tutulacaklar. Çember işte o noktada kapanacak. Herkes beşikten mezara takip edilebilir hale gelecek, kaçarı olmaksızın.”

Şimdiye kadar birçok distopik roman okudum: Orwel’in 1984’ü, Zamyatin’in Biz’i, Huxley’in Cesur Yeni Dünyası, Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü, London’ın Demir Ökçe’si… Okuduğum bu kitapların çoğunluğunda, kitabın başkahramanı bir süre sonra bilinçlenmeye ve sistemin işleyişine başkaldırmaya çalışırken, Eggers Çember’de ana karakter olarak yarattığı Mae ile sistemin gücüne ve yaptığı işe tam anlamıyla inanan bir karakter ortaya koyuyor. Çember’in en etkileyici yanı da bu; bizi bize anlatması. İlerlemeye, gelişmeye olan inancımıza kapılıp, gözlerimizin önünde olup bitenlerin, içinde kapana kısıldığımız çemberlerin farkında olmadan, sanal ortamlarla var etmeye çalıştığımız muhteşem sanal yaşamlarımızın sahte mutluluğunu, ne kadar kolay kandırılabildiğimizi ve teknolojinin totaliterliği altında sürdürdüğümüz hayatlarımızı yüzümüze vuruyor.

Sosyal Kölelik
"bilim, yalnızca insanın yapması gerekeni ya da yapabileceğini bilmesinden ibaret değildir; yapabileceğini, ama belki de yapmaması gerekenin bilinmesini de içerir."

Umberto Eco’nun çok sevdiğim ve başka yazılarımda da kullandığım bu sözünü hayatımızın her alanına uyarlamak mümkün. Yapabiliyor olmak yapmamız anlamına, gücü elimizde barındırıyor olmak, o gücü her istediğimiz şekilde kullanmamız anlamına gelmemeli. Teknoloji insanları çemberlerin içine hapseden, sadece kendi isteği doğrultusunda yönlendiren bir olgu haline getirmemeli. İnternet bilgi kirliliğine değil, gerçek bilgiye, doğru habere ulaşabileceğimiz bir kaynak olmalı. İnsanlar telefonların, sosyal medya hesaplarının kölesi olmamalı. Suçun engellemesinde ya da suçluların yakalanmasında, sürekli gözetleyen, kameralarla takip eden, konuşmaları dinleyen sistemleri geliştirmeye çalışmak yerine, suç unsurunu ortadan kaldırmak için çalışmalar yapılmalı. Eğitime, okumaya, bilgiye, bilinçlenmeye, ayrıştırmaların ortadan kaldırıldığı, sevgi ve saygının hakim olduğu toplumlar yaratmaya çalışılmalı. Bilim, kimyasal ilaçlar üretmek için, teknoloji insanlara görünmez prangalar takmak için değil, insanlığı kurtarmak, iyiye, doğruya yönlendirmek için uğraş vermeli.

Neredeyse yediden yetmişe herkesin sosyal medya ve internet kullanıcısı olduğu günümüzde, çemberin içinde kalmak ya da dışında kalmayı tercih ederek çemberin tamamlanmasını önlemek, bize dayatılan her şeyi kabullenmemek henüz elimizde. Nasıl bir kapana kısıldığımız ya da kıstırılmak üzere olduğumuzun farkında olmak için Eggers’in Çember’inin mutlaka okunması gereken kitaplar arasında olduğunu düşünüyorum.

Çember’in James Ponsoldt’un yönettiği, Emma Watson ve Tom Hanks’in başrollerini paylaştığı 2017 yapımı sinema uyarlaması da mevcut. Her zaman olduğu gibi önce kitap sonra film diyorum…

Çemberlerin içine hapsolmamış okumalarınız, keyifli seyirleriniz olsun. 

Buket Özsanat
29 Temmuz 2017 Cumartesi
853 Görüntülenme

Facebook Yorumları

Site İçi Arama
Anket Tümü
Kitap okumanıza en çok engel olan şey nedir?