Herr Sommer’in Öyküsü

Çocuk kitabı kategorisinde yer alan, ünlü çizer Sempé’nin resimleriyle canlanmış, 89 sayfalık bir kitap “Herr Sommer’in Öyküsü” ve Patrick Süskind’in okuduğum üçüncü kitabı. Daha önce Süskind’in “Koku” ve “Aşk ve Ölüm üzerine” kitaplarını paylaşmıştım sizlerle. Anlatım olarak diğer kitaplarından ayrılsa da, Süskind yalnızlığın içine hapsolmuş, insanlardan uzak, onları sorgulayan tarzını bu kitapta da satır aralarında okuyucuya sunmuş.  

Herr Sommer’in Öyküsü’nde dünyayı, insanlığı, tanrıyı, sevgiyi, yaşamı, ölümü, çelişkileri, anlamsızlıkları ve haksızlıkları bir çocuğun gözünden aktarmış Süskind.

Küçük kahramanımızın bisiklet sürmeyi öğrenme çabaları, ilk aşkı, ağaçlara olan tutkusu, anlayamadığı kavramları kendince anlamlandırmaya çalışması, akıcı, keyifli bir dille anlatılmış.

“Ama 'klostrofobi' ile 'odasında oturamamak' aynı şeyse, 'odasında oturamamak' da 'dışarıda dolaşamadan edememek'le aynı şeyse, o zaman dışarıda dolaşmadan edememek de klostrofobiyle aynı şey olur... O zaman da klostrofobi gibi güç bir sözcük yerine kolayca 'dışarıda dolaşmadan edememek' denebilirdi. Ama o zaman annemin de 'Herr Sommer klostrofobisi olduğu için dışarıda dolaşmadan edemiyor yerine 'Herr Sommer dışarıda dolaşmadan edemediği için dışarıda dolaşmadan edemiyor,'' demesi gerekirdi.”

Kitaba adını veren Herr Sommer, aslında öyküde yok denecek kadar az bir yer kaplıyor, tıpkı kendi hayatında kapladığı gibi. Herr Sommer, kimseyle ilgilenmeyen, konuşmayan, tüm gününü elindeki bastonu ve sırtında ki çantasıyla sokaklarda yürüyerek geçiren, asosyal, hayattan kopuk, kendi yalnızlığı içinde kaybolmuş bir adam. Onun tek istediği kendi dünyasında rahat bırakılmak. Kitap boyunca söylediği tek söz de bu zaten: “Ee, beni rahat bıraksanıza artık!”.

Kitap bittiğinde bir dolu soru işareti kalıyor akıllarda; Herr Sommer neden her gün yürüyor, neden insanlardan bu kadar uzak, neden kimseyle konuşmuyor?

Belki de en iyisi hayatı bu kadar eşelemeyip, küçük kahramanımız gibi basit sonuçlara ulaşmak; “Herr Sommer zevki için, keyfi için dışarıda dolaşıyordu, bu böyleydi ve başka türlü olamazdı.
 

Kitaptan Alıntılar

Yükselmek hiç sorun değildi. Ama sonra yere nasıl inerdi insan?


Beni altüst eden, sıtma nöbetine tutulmuş gibi titreten şey Fraulein Funkel'in kızıp köpürmesi olmamıştı, beni titreten dayak ya da eve kapatılma cezası ya da, herhangi bir şeyden duyduğum korkunun verdiği heyecan da değildi. Bunun gerçek nedeni, bütün dünyanın başlı başına adaletsiz, kötü, adi bir kalleşlikten başka bir şey olmadığını kavramamdı. Bu köpekçe kalleşliğin nedeni de ötekilerdi. Yani bütün herkes. Öbür insanların hepsi, ayrımsız. (…) sevgili Tanrı dedikleri, insan bir kez gereksinim duyup yalvar yakar yardımını isteyince ödlekçe bir suskunluk perdesine bürünüp adaletsiz yazgıyı kendi akışına bırakan o zata varıncaya kadar herkes. Neyime gerekti böyle bana karşı birleşmiş bir koca kalabalık? Bana neydi böyle bir dünyadan? Böyle aşağılık bir dünyada, hayır, benim yerim olamazdı. Boğulacaksa ötekiler boğulsundu kendi kalleşliklerinin içinde! Onlar sıvasındı sümüklerini her istedikleri yere! Ben yoktum buna! Oyunlarına artık katılmayacaktım. Bu dünyaya elveda diyecektim ben. Kendimi öldürecektim. Hem de hemen. 65
Televizyonumuz yoktu. “Benim evime televizyon girmeyecektir!” diye ferman çıkarmıştı babam, “Çünkü televizyon izlemek, ailece oda müziği yapma adetini öldürür, gözleri mahveder, aile hayatını sarsar, toptan ahmaklaşmaya yol açar.”
“Ama 'klostrofobi' ile 'odasında oturamamak' aynı şeyse, 'odasında oturamamak' da 'dışarıda dolaşamadan edememek'le aynı şeyse, o zaman dışarıda dolaşmadan edememek de klostrofobiyle aynı şey olur... O zaman da klostrofobi gibi güç bir sözcük yerine kolayca 'dışarıda dolaşmadan edememek' denebilirdi. Ama o zaman annemin de 'Herr Sommer klostrofobisi olduğu için dışarıda dolaşmadan edemiyor yerine 'Herr Sommer dışarıda dolaşmadan edemediği için dışarıda dolaşmadan edemiyor,'' demesi gerekirdi.

Böylece aklım karışıp biraz başım dönmeye başlayınca yeni öğrendiğim bu çetrefil sözcüğü de, onunla ilişkili olan her şeyi de çabucak unutmaya çalıştım. Yerine, Herr Sommer'in hiçbir hastalığı ve bir şey yapmadan edememek gibi bir derdi olmadığını, dışarıda dolaşmaktan hoşlandığı için, yalnızca onun için dışarıda dolaşıp durduğunu düşündüm; tıpkı benim ağaca tırmanmaktan hoşlandığım gibi. Herr Sommer zevki için, keyfi için dışarıda dolaşıyordu, bu böyleydi ve başka türlü olamazdı.” 

Buket Özsanat
15 Haziran 2016 Çarşamba
934 Görüntülenme

Facebook Yorumları

Site İçi Arama
Anket Tümü
Kitap okumanıza en çok engel olan şey nedir?