Zülfü Livaneli ve Huzursuzluk

“Ortadoğu’nun âdeti budur oğlum, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.”

Doğan Kitap etiketiyle Ocak ayında raflarda yerini alan Zülfü Livaneli’nin son kitabı Huzursuzluk,  Mardinli Hüseyin ile IŞİD zulmünden kaçan Ezidi kızı Meleknaz’ın hikayesini konu alır.

Gazetecilik yapan İbrahim, gazetesinde yayınlanacak olan üçüncü sayfa haberlerinin arasında, çocukluk arkadaşı Hüseyin’in Amerika’da öldürüldüğünü öğrenir ve konuyu araştırmak için doğduğu topraklara gitmeye karar verir.

İbrahim’in, Mardin’de yaralanan, Amerika’da öldürülen Hüseyin’in evinde başladığı yolculuk, Hüseyin’in aşık olduğu Meleknaz’ın varlığını öğrenmesiyle daha da derinleşir. Hüseyin’in akıbetinden ziyade Meleknaz’a ne olduğunu, onun neden ortadan kaybolduğunu bulmaya çalışır. Meleknaz’ın gittiği izleri takip ederken, bir yandan Ezidiler’in bilmediği yönlerini öğrenir, diğer yandan onların yaşadığı insanlık dışı muamelelere, işkencelere, tecavüzlere tanıklık eder. Meleknaz, Zilan, Nergis ve diğerlerinin acılarıyla yüzleşirken, merhametin zulmün merhemi olamayacağını öğrenir.

Genel hatlarıyla bu olaylar üzerinde şekillenen Huzursuzluk bende olayın özüne inilmeden üstünkörü anlatılan, yarım ya da eksik kalmış bir kitap izlenimi bıraktı. Ortadoğu’da yaşananlara, ülkelerini bırakıp kaçmak zorunda kalanlara dikkat çekmek istenmesine rağmen, anlatım benim gözümde herkesin bildiği olayların toparlanıp kitap haline getirilmesinin ötesine geçmedi.  

Kitapta en çok ilgimi çeken ve özellikle de içinde bulunduğumuz dönemde böyle bir kitapta kesinlikle yer almamalıydı dediğim Boşanma Coşkusu başlıklı bölüm oldu. Bu bölümde kitabın anlatıcısı olan İbrahim boşandığı karısıyla ilgili şunları söylüyor;

“Bütün güzel kadınlar gibi, korkutucudur, tedirgin edicidir çünkü çocukluğundan beri ne kadar güzel olduğunu duyarak büyümüş bütün alımlı kızlar gibi, okul yıllarında, güzelliği karşısında afallayan ergen oğlanları parmağının ucunda oynatmayı öğrenmiştir. (…) Hizmet etmez, hizmet edilmesini bekler, erkeğin ona kapı açmasını, iltifat etmesini, pahalı hediyeler almasını bekler (…)”

Bu tanımlamaların devamında ise, melek yüzlü tüm kadınların şeytan gönüllü olduğundan, bu güzel kadınların bekâretlerini kaybetmelerini ya da ilk deneyimlerini kiminle yaptıklarını önemsememelerinden bahsediyor.

Zülfü Livaneli’nin toplamda 154 sayfalık bir kitabın altı sayfasını kaplayan bu bölümü neden kitabın içine eklediğini, böylesine bir genellemeyi neye göre yaptığını, ya da böyle bir kadın profili çizmeye neden gerek gördüğünü anlamak mümkün değil.

Ben ne bu anlatım tarzını ne de böyle bir genellemeyi Ortadoğu’da yaşananlara dikkat çekmek isteyen bir kitaba yakıştıramadım.

Bunun dışında Hüseyin’in Meleknaz’a yazdığı mektupları ve şiirleri okuyan İbrahim’in; “Sanki, IŞİD’in elinden kurtulmuş, sığınmacı kampında yaşayan zavallı bir kıza değil de Saba Melikesi’ne yazılmış aşk mezmurlarıydı bunlar.” söylemi de bir diğer anlatım biçimi kadar itici geldi.

Sonuç olarak okuduklarım arasında beğenmediğim tek Livaneli kitabı oldu Huzursuzluk. Kitabın Ezidiler’i ve inanışlarını merak edip, konuyla ilgili araştırma yapmamı sağlamış olmasının dışında bana bir şey kattığını söyleyemem. 

Buket Özsanat
12 Şubat 2017 Pazar
1205 Görüntülenme

Facebook Yorumları

Site İçi Arama
Anket Tümü
Kitap okumanıza en çok engel olan şey nedir?