Patrick Süskind kitaplarından alıntılar.
Herr Sommer’in Öyküsü

- Yükselmek hiç sorun değildi. Ama sonra yere nasıl inerdi insan?

- Beni altüst eden, sıtma nöbetine tutulmuş gibi titreten şey Fraulein Funkel'in kızıp köpürmesi olmamıştı, beni titreten dayak ya da eve kapatılma cezası ya da, herhangi bir şeyden duyduğum korkunun verdiği heyecan da değildi. Bunun gerçek nedeni, bütün dünyanın başlı başına adaletsiz, kötü, adi bir kalleşlikten başka bir şey olmadığını kavramamdı. Bu köpekçe kalleşliğin nedeni de ötekilerdi. Yani bütün herkes. Öbür insanların hepsi, ayrımsız. (…) sevgili Tanrı dedikleri, insan bir kez gereksinim duyup yalvar yakar yardımını isteyince ödlekçe bir suskunluk perdesine bürünüp adaletsiz yazgıyı kendi akışına bırakan o zata varıncaya kadar herkes. Neyime gerekti böyle bana karşı birleşmiş bir koca kalabalık? Bana neydi böyle bir dünyadan? Böyle aşağılık bir dünyada, hayır, benim yerim olamazdı. Boğulacaksa ötekiler boğulsundu kendi kalleşliklerinin içinde! Onlar sıvasındı sümüklerini her istedikleri yere! Ben yoktum buna! Oyunlarına artık katılmayacaktım. Bu dünyaya elveda diyecektim ben. Kendimi öldürecektim. Hem de hemen. 

- Televizyonumuz yoktu. “Benim evime televizyon girmeyecektir!” diye ferman çıkarmıştı babam, “Çünkü televizyon izlemek, ailece oda müziği yapma adetini öldürür, gözleri mahveder, aile hayatını sarsar, toptan ahmaklaşmaya yol açar.”

Kitap yorumu için tıklayınız.


Aşk ve Ölüm Üzerine

- Ölümü konu etmek mi? Ölüm, mutlak biçimde konu dışı değil midir? Aşk üzerine neşeyle gevezelik eder dururuz ama ölüm üzerine söylenecek çok az şey vardır. Ölüm karşısında dilimiz tutuluyor.

- Gerçek aşk bu mu? Bir tür coşkunluk olduğu açık. Bir delilik hali olduğuna da şüphe yok. Fakat olabilecek en hoş coşkunluk bu mudur? İlahi olandan ilham almış, İlahi olana götüren bir çılgınlık? Buna inanmak pek kolay değil. 

- Hakkında ne kadar az düşünürsek bizim için o kadar apaçıktır aşk; ama etraflıca düşünmeye başladığımız anda başımızı belaya sokarız. 

- Platon’a göre aptallar güzel ve iyi olman için, ilahi mutluluk için çabalamaz çünkü hallerinden memnundurlar. Bilge olanlar da bunlar için çabalamaz çünkü onlara zaten sahiptirler. Sadece aptallık ile bilgeliğin tam ortasında duranlar, yani sen ve ben ve sabırla kırmızının yeşile dönmesini bekleyen diğer herkes Eros’un okunu algılayacak durumdadır.

- Aşk, hiçbir ölümlünün yakasını kurtaramayacağı bir güçtür ve aşkın ışığı bazen ölüler diyarının en karanlık köşelerine bile sızabilir.

- Sanatı ve var olma nedeni, ruhunu gözler önüne sermekten ibaret olan sanatçı kendini üretmek zorundadır, ruhunun yansımasını görebilmek için seyirciye dönmek zorundadır. ve yasaklanmış olsa da önünde sonunda yapacaktır bunu.

- Aşık olma halinde ve aşkta büyük bir ahmaklık tezahür eder. Bu bağlamda kişinin yirmi ya da otuz yıl önce yazdığı aşk mektuplarını okumasını öneririm. Budalalığın, kibrin, münasebetsizliğin ve körlüğün iç karartıcı belgeleri olan o mektupları okuyan kişinin yüzü utancından al al olacaktır: bayağı bir içerik, korkunç bir biçem. Ortalama zeka sahibi bir insanın vakti zamanında böylesine zırvaları duyumsayacak, düşünecek ve kağıda dökecek duruma düşmüş olması inanılmaz gelecektir. Elbette isterseniz çok acımasız davranmayıp bunların çocukça, acınası, hatta dokunaklı olduğunu söyleyebilirsiniz. Ancak münasip olanı, aşkın insanı bir süreliğine aptallaştırdığını kabul etmektir. Aşık bir kişiyle makul bir sohbet yürütmenin imkansızlığı herkesin malumudur, hele ki konu aşkının nesnesiyse. En iyi niyetli uyarılar, çürütülemez argümanlar, doğruluğundan şüphe duyulamayacak tembihler kocaman bir Ama’ya toslar bu sohbetlerde: “Ama ben ona aşığım!” Ya da daha da kötüsü, bunlar düşmanca, kıskançlıktan kaynaklanan hareketler olarak algılanır, misillemeye kalkışılır. Yılların eskitemediği dostlukların ve sağlam ilişkilerin sırf bu yüzden bittiği vakidir. Aşık bunu umursamaz bile. Çevresindekilerin de mümkün olduğunca uymak zorunda bırakıldığı maşuk hayranlığının dışında her şeyden vazgeçmeye hazırdır. Aşık olduğu kişiye bakan birine bir kez bakmak yeterlidir şu tespitte bulunmak için: Bu, boş bir bakış; bu kişi tamamıyla teslim olmuş. O eski nüktedanlığının, zekasının, uyanıklığının, merakının ve dikkatinin yerinde yeller esiyor. Geriye kalansa –Tanrı’yı gördüğünü sanan nurlanmış kişinin bakışındakine benzeyen – tam bir ahmaklık ifadesi. Aşkla aptallaşma fenomeni, cinsellikle renklenmiş aşkla sınırlı değildir kesinlikle. Vatandaşların anavatana ya da sevgili Führer'lerine tapındıkları aşk şöyle dursun, anne babaların yoldan çıkmış çocuklarına besledikleri sadık aşkta, rahibelerin semavi kocalarına duydukları ruhani aşkta da sıklıkla rastlanır bu fenomene. Aşkın bedeli her zaman akıl kaybı, teslimiyet ve bunun sonucunda meydana gelen ergin olamama haliyle ödenir. Sonuçsa zararsız durumlarda maskaralık, en kötü durumdaysa dünya siyaseti açısından bir felaket olur. 

Kitap yorumu için tıklayınız.


Koku

- İnsan kokusu hep, etten kaynaklanan bir kokudur. O halde, günaha batmış bir kokudur.

- Bugüne kadar hep, büzülüp uzaklaşması gereken şeyin genel olarak dünya olduğunu sanmıştı. Oysa dünya değildi, insanlardı.

- Terrier’ye öyle geliyordu ki, çocuk kendisini burun delikleriyle görüyor, ona keskin ve sınayan bakışlarla, insanın içini gözlerden daha iyi okuyabilen bakışlarla bakıyor, sanki burnuyla Terrier’nin açığa vurduğu, hem de tutamayacağı, saklayamayacağı bir şeyleri yutuyordu... Kokusuz çocuk, utanmak bilmez bir açlıkla kokluyordu onu, evet buydu olan! Bütün benliğini tüketmecesine kokluyordu!

- koku soluğun bir kardeşiydi. Onunla birlikte insanların içine giriyordu, yaşamak istiyorlarsa karşı duramıyorlardı. Hem de tam orta yerlerine giriyordu koku, doğrudan kalplerine ve orada akla karayı ayırır gibi ayırıyordu ilgiyle aşağılamayı, iğrentiyle zevki, aşkla nefreti. Kokulara egemen olan, insanın kalbine egemen olurdu.

Kitap yorumu için tıklayınız.


Güvercin

- Jonathan Noel bütün bu olup bitenlerden, insanlara güvenilmeyeceği, huzur içinde yaşayabilmenin ancak onları kendinden uzak tutmakla olabileceği sonucunu çıkardı.

- yabancı bir gövdenin devasa yapısı içinde büzüşmüş, ufacık kalmış bir cüceydi, artık egemen olamadığı, kendi istencine göre yönetemediği, ola ki yönetilmesi söz konusuysa, ya kendiliğinden ya da herhangi yabancı bir güçler tarafından yönetilen, çok fazla büyük, çok fazla karışık bir insan makinesinin içinde tutsak kalmış, çaresiz bir cüceydi

- Ama sonra birden ölüm sessizliği kapladı ortalığı. Hiçbir gümbürtü duyulmaz oldu, ne bir yıkılma, ne bir çatırtı, ne hiçbir şey, ne de hiçbir şeyin yankısı.

- Çocuksun ve annenin babanın evinin bodrumunda oturuyorsun, dışarda da savaş var, sense yakalanmış, enkaz altında kalmış, unutulmuşsun. Niçin gelmiyorlar? Niçin beni kurtarmıyorlar? Niçin bu ölü sessizliği? Nerede öbür insanlar? Tanrım, nerede öbür  insanlar acaba? Yaşayamam ki ben öbür insanlar olmadan!

Kitap yorumu için tıklayınız.

14 Haziran 2016 Salı
852 Görüntülenme

Facebook Yorumları

Site İçi Arama
Anket Tümü
Kitap okumanıza en çok engel olan şey nedir?