Yeşil Peri Gecesi Ayfer Tunç

İyi başlayan, güzel giden çocukluk döneminin,  bir kaza sonucunda acılara, ihanetlere gömülmesi...

Zincirleme gelişen olaylar, biriken intikamlar, paraya tapan insanlar, satılan, satın alınan hayatlar. 

Kapak kızının iç burkan, isyan ettiren, hüzünlendiren, herkesin içinde kendine dair birşeyler bulabileceği hazin yaşam öyküsü. 

Yayınevi:  Can Yayınları
Sayfa Sayısı : 472
 


Bu tükeniş çağının orta sınıf hayaletleri olan bizler için, günün koşullarına göre yeri orta-üstle orta-alt arasında değişen (kriz hali malum, bir sürekliliktir ülkemizde), her gün biraz daha inceltmeye çalıştığı zevklerine sıkı sıkı tutunarak yaşayan biz zavallı hayaletler için yeni bir gün yok artık. Umut bitti.


Umut bana, eskiden olduğu gibi, yine ancak öfke kılığında görünebilir. Umut bundan böyle ancak kısa ve öfkeli anlarım hükümdarlığı olabilir. Sayfa:177


"Ben unutabilen biri değilim. Beynim unutamadıklarımla, unutamadığım şeylerin ayrıntılarıyla dolu. Beynim çatlayacak kadar dolu. " Sayfa:133


Memleketim insanı, tamam, uyanmasın uykusundan, silkinmesin, ‘üç maymunu oynamaya son’ yazan pankartlarla koşmasın Taksim Meydanı’na, meclis karışmasın, gensoru önergeleri verilmesin. Ama hiç olmazsa ‘yuh artık, bu kadar da olmaz!’ desin memleketim insanı ve çıksın ortaya çakır gözlü günahkâr çocuğun kendini atmadığı pencereden, aksine karanlık ellerin onu ittiği ve kimsenin hakkı olmadığı buna. 

Dilce susup / bedence konuşulan bir çağda / biliyorum kolay anlaşılmayacak. Biliyordum elbette. 


"Riyanın altın çağını yaşadığı bu dünya artık bir çirkef çukurudur. Siz hala bu dünyaya inanıyor musunuz?" Sayfa:430


Herkes varlığındaki boşluğu doldurmak istiyor. Doldurmadan ölüyor. Ama uğraşma boşuna, o boşluk dolmaz! Varolmanın boşluğu o! Dolsa biz, biz olmayız! Sayfa:286


Diyorduk ki: Ey yeşil periler, ey ruhumuzun sonsuz gecelerinin eceleri. Söyleyin! Yolları ölümle birleşecek olan bu iki hayat başka türlü yaşanabilir miydi? 

Carpe diem! Diyordu yeşil periler, elbette her şey sonsuzca başka türlü olabilirdi. Ama çok geç artık, anı yaşayın, zaman çünkü yalnızca ileriye akar. 

Sayfa:426


Olmamış gibi yapabilenlerin dünyası bu, benim değil. Ben yapamıyorum. Ben sosyal bukalemun olamıyorum. Bulunduğum kabın şeklini, bindiğim dalın rengini alamıyorum. Sayfa:344


Ne var ki insan, hakkında iyi düşünceler beslediği dünyanın mahvolmuş olduğunu keşfetmeye görsün bir kere. İnsanın altın çağının geri gelmeyeceğini, zaten hiç olmadığını, ömür denen şeyin boş bir umudu beslemekten ibaret olduğunu anlamaya görsün. İnsan, insan denen varlığın en iyimser oranla yarısının şerefsiz mahlûkat, diğer yarısının da bu şerefsiz mahlûkatın oyuncağı olduğunu fark etmesin bir kere.

İşte orada yeni bir ülke başlar. Bu ülke bir hayaldir aslında, bir umut, öncesiz ve sonrasız, anlık bir anlamdır sadece. Ama burası en onursuzca çöküşten doğan onurun ülkesidir. 

Sayfa:428


Var olan dünya öyle kirli ki. Öyle acımasız, öyle gaddar ve haşin ki! Yeniden doğsan da aynı dünyaya geleceksin, gelme. Yeniden doğma. Sayfa:429


Ruhumdaki ağrıyı anlatabilecek bir sözcük de yoktu. Dünyanın hiçbir dilinde yoktu. Neyse ki ölüm vardı, büyük temizlikçi. Ölünce insan zaten hiç yaşamamış gibi oluyordu. Sanki arkasında utanılacak bir hikâye bırakmamış oluyordu. Bu dünyada insan ancak ölünce tertemiz oluyordu. Sayfa:425


Önemli olan zaman kazanmaktı. Biz ne zamandır böyle yaşıyorduk. Kurtarılmış bir zamanın ucuna yeni bir kurtarılmış zaman ekliyorduk. Böylece yuvarlanıp (çukura) gidiyorduk. Sayfa:296


Sen varsın, ben varım.. insanlar var.. hayvanlar.. dünya münya işte.. yıldızlar, galaksiler filan.. hayat diye bir şey var, bizim farkımızda olmayan. Acı var ama.. tek hissettiğimiz şey.. acı olmasa anlamı bulmak için kendimizi bu kadar hırpalamazdık.. başka türlü niye cennet hayalinin peşinden koşalım? Cennet dediğimiz şey acının olmadığı tek yer. Sayfa:290 (Ali)


Bizde itiraf yoktur. Bizde itiraf eden huzur bulmaz. Bizde itiraf demek, suçumuzun her bir ayrıntısının hücrelerimize yapışması demektir. Biz itiraf edersek unutamayız. Biz oysa unutmak isteriz, olmamış gibi yapmak. Biz mecbur kalırsak tövbe ederiz hemen ardından unutmak için, suçumuzu da öyle fazla sayıp dökmeden üstelik. (Allah biliyor nasıl olsa, ayrıntılarla onu meşgul etmeye ne lüzum var?) Bizim tarihimiz unutarak gömdüğümüz günahlarımızın tarihidir.  Sayfa:206


Bizde itiraf yoktur. Bizde bahane, mazeret, gerekçe, sebep, kulp, kılıf, bir dokun bin ah işit vardır. ‘Yaptım ama bi sor, niye yaptım’dır bizde itirafın karşılığı. Madem yakaladın suçumu, sor ki sebebini anlatayım, kıvırayım, dolandırayım, böylece asıl mağdurun ben olduğumu gör! (Anladım, mağdur olmak sadece benim karakterim değilmiş, mağdur olmak genetik karakterimizmiş). Sayfa:232


“Nereye gidiyoruz?” dedim.“Yürüyoruz işte,” dedi. “Yürüyebildiğimiz kadar yürüyelim.” Öyle yaptık. Onunla beraberliğimiz yürüyebildiği kadar yürüdü. Ben daha çok yürüyecek, sonsuza kadar sürecek sanıyordum. Ama bir gün elimi bıraktı, çekip gitti. Sayfa:145


Delirmemek için ilaç alıyordum. Delirmekten kastım, aklımın başımda olmayışı değildi. Aksine, aklım fazlasıyla başımda olduğu için delirmekten korkuyordum. İyice gerilmiş bir lastiğin kopması gibi ikiye bölünmekten, iki ayrı yöne şiddetle savrulmaktan, parçalarımın duvara çarpmasından korkuyordum. Ölmek evlaydı. Ama insan ikiye bölünse bile ölmeyebiliyordu. Ağır yaralı olarak yaşamaya devam ediyor, işin kötüsü kendinde son darbeyi vuracak gücü bulamıyordu. Sayfa:23


Osman’la yaşadığımız şey aşk değildi. Aşka çok benzediği zamanlar olmuştu. Ama tümüyle aşk değildi. Başka bir şeydi. Benim boğucu derin umutsuzluğumdu. Kapandaki fare gibi çaresizliğimdi. Tuzağa düşmüşlüğümdü. Sevilmeyi ölesiye isteyişimdi. Sayfa:22


Sevginin kesintisiz bir şey olduğuna inanmıyordum. Sevgi doğuyordu. Sonra bir gün ölüyordu. Ölünce hiç doğmamış gibi oluyordu. Sayfa:18

22 Mart 2016 Salı
899 Görüntülenme

Facebook Yorumları

Site İçi Arama
Anket Tümü
Kitap okumanıza en çok engel olan şey nedir?